<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/'><id>tag:blogger.com,1999:blog-13079045.post113337009833239057..comments</id><updated>2008-12-18T22:17:49.167+02:00</updated><title type='text'>Comments on Yırtık Sayfalar: Ben olsam gelip sarınırdım bana</title><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://blog.pinararpaci.com/feeds/113337009833239057/comments/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13079045/113337009833239057/comments/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blog.pinararpaci.com/2005/11/ben-olsam-gelip-sarnrdm-bana.html'/><author><name>Pınar Arpacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17830990725440064493</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>3</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13079045.post-113345443435584579</id><published>2005-12-01T18:27:14.356+02:00</published><updated>2005-12-01T18:27:14.356+02:00</updated><title type='text'>Gözlerimde hep yaramaz kız edası asılı kalmış durm...</title><content type='html'>Gözlerimde hep yaramaz kız edası asılı kalmış durmuş bunca zamandır . O , içeride olduğunu her zaman unutmaya çalıştığım , hep bir kenara atmak için çabaladığım aklımda . Değer bilmez eller dokunmasın diye tenime beyaz giyinmekten dahi çekindiğim zamanlarım benim geçmişim . Dili olsa şu dilberin konuşur anlatırdı zamanda yolculuğu başından başlayarak . Dili olsa sessizliğin , sessizlik sessizlik olmaktan çıkardı ya tıpkı onun gibi işte . Dilber al al yanaklara sahip olmasa idi dilber olmaktan çıkardı da ona başka bir isim verirdi Paşa . Gözlerini yerden kaldıramayacaklardan değildi asla dilber Paşa karşısında ne de utancından tek kelime edemeyecekler kadar yapmacık utananlardan . Dilber sadece dilberdi ve masumdu gözlerindeki minik kız çocuğunu saklamayı düşünecek kadar . Bu denli saf bir duyguydu işte yanından geçerken duyumsadıkları insanların ve alışık olmadıklarından yadırgadıkları . &lt;BR/&gt;Paşa bilmezdi dilberin nerede ikamet ettiğini ya da ne şekilde gelip ne şekilde geri döndüğünü . Dilber sadece gelirdi , en azından Paşa'ya öyle gelirdi . Ve yaşadıkları birinin bırakıp diğerinin bıraktığı o yerden yazmaya devam ettiği 'Sessizlik Hikayesi' idi aralarında. Habersiz idiler birbirlerinden . Aslında cümleler ardı ardına sıralanır dururdu aralarında . Birinin ardından bir diğeri söylerdi onu tamamlayacak . Öylesine kusursuz bir bütün oluşurdu yazıldığı vakit sayfalar . Hep düşlerdi Paşa Dilber yazsın diye . Ne yazacağının pek önemi yoktu aslında . Sadece yazması esastı . O yazsındı , Paşa'da Dilber ne yazarsa yazsın okusundu . Kimi geceler öyle olurdu ki Paşa kim olduğuna , nerede olduğuna ve nasıl kuşandığına bakmadan köşkünden koşar adım çıkmak aşkı ile dolar ; bir süre Dilber'in nerede ikamet ettiğini bilmediğini düşünmeyerekten kendini bu hayalin yoğunluğuna kaptırır sonunda oturduğu yerden kalkıp hamle yapardı kanatlı kapıya doğru . Ama sonra nedense her defasında taşlığa geldiği vakit durur düşünür ve gerçeği fark ederdi bilinmezliğine dair . &lt;BR/&gt;Aynı saatlerde bir yürek hemen taşlıktan sonraki haşmetli kapının ardında bir yerlerde gizlenmiş evi izler olurdu . Bir çift göz siyah bir kedinin kara gözleri misali siyahlarına bürünmüş beyaz tenin sahibi köşkteki ışık hareketlerini izlerdi . Taşlıktaki ışık yandığı vakit her defasında bildiği halde kapının açılmayacağını heyecanlanır , kendini daha bir saklayayım derken düpedüz beceriksizliği tutar ortaya vururdu bedenini . Ama Allah'tan gece de siyahtı üzerindekiler gibi . Nedenini kendi de bilmezdi ya Dilber'in en çok bahar mevsiminde sabahlardı köşkün bahçesinde . Bu koku kendinden mi gelirdi yoksa hanımelilerden mi bilemezdi . Acaba hanımeli her mevsimde mi açardı ; işte bir de onu bilemezdi . Acep Paşa bilir miydi ? Ona sormak mı ?... &lt;BR/&gt;Akşamın o vakit yakalanışı işte iyice tedbirsizleştiği öyle bir ana denk gelmişti Dilber'in . Beyaza beyaz sürmek de nereden çıkmıştı şimdi bu yağmurda ? &lt;BR/&gt;&lt;BR/&gt;Beyaz Tenli Güzel Kadın</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13079045/113337009833239057/comments/default/113345443435584579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13079045/113337009833239057/comments/default/113345443435584579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blog.pinararpaci.com/2005/11/ben-olsam-gelip-sarnrdm-bana.html?showComment=1133454434356#c113345443435584579' title=''/><author><name>Minik Bir Deli</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17830990725440064493</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='03580703532388932623'/></author><thr:in-reply-to xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0' href='http://blog.pinararpaci.com/2005/11/ben-olsam-gelip-sarnrdm-bana.html' ref='tag:blogger.com,1999:blog-13079045.post-113337009833239057' source='http://www.blogger.com/feeds/13079045/posts/default/113337009833239057' type='text/html'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13079045.post-113343249196127480</id><published>2005-12-01T12:21:31.966+02:00</published><updated>2005-12-01T12:21:31.966+02:00</updated><title type='text'>Arnavut kaldırımlı taş sokağın başında Kızkulesi g...</title><content type='html'>Arnavut kaldırımlı taş sokağın başında Kızkulesi gibi duruyordu : iki katlı uzun yırtmaçsız beyaz eteği keman belinde sarmaşıktan koparılmış gibi incecik bir kemerle sabit, omuzlarından dandelion çiçekleri gibi dökülen kısakollu beyaz gömleği yaşlı ellerden çıkma solgun beyaz iğne oyası bir kolsuz yelekle frenk mektebinde bale terbiyesi almış bir minik kız çocuğunun misafirlikteki oturuşu gibi saraylı bir ahenk içinde... Ellerindeki beyaz dantel eldivenler belli ki o düşürecek mendili almadan evden çıkarsa diye düşünülerek dikilmiş, yine usta ellerden, yine o yağmur ellere. Uzaktan bakınca insan o ellerin çiçekler gibi koktuğunu hayal etmekten alamıyor kendini, ki gerçekten de her mevsim hanımeli kokarlar. Kızıl saçları kızkulesinin pas tutmuş çatısını andırıyor ve bu güzel kadını tamamlıyordu, arnavut kaldırımlı sokağın başında. Yanından yürüyüp geçenler, sanki şehir hatları vapurunun küpeştesinden Kızkulesini seyreder gibi başlarını ağır ağır, sözde hissettirmeden ondan yana çevirerek uzaklaşıyorlardı arkalarında köpük köpük hayaller bırakarak.&lt;BR/&gt;&lt;BR/&gt;Üzerindeki herşey gibi bunun da elişi olduğu belli olan beyaz, iğne işlemeli etamin çantasını bir elinden diğerine aldı. Öyle yumuşak bir alış ki, çanta olmak ister insan bu kadının elinde - dans eden hint kızları gibi işveli bir eğri çizerek, sağdan, sola. Beyaz dantelin kısmen sakladığı dolmakalem incesi parmakları ile "pıt" diye açtı çantayı, ucu demirli minik şemsiyesini çıkardı, başının üzerine açtı bir gramofon gibi. Başka zaman olsa lale yaprağı eğrisindeki omzundan geriye atar, pervane çiçekleri gibi çevire çevire yürürdü sokaktan ama bu defa - ve ilk defa, şemsiyesini amacına uygun kullanacaktı. Yağmur başlamıştı. Yağmur Elli Kadın yağmurdan namlunun demirinden korkup silahçı dükkanının önüncen yürümeyeceklerden değildi kesinlikle, lakin Sultan Abdülhamit'in de bulunacağı bir akşam yemeğine ıslak ve beyaz tenini ele veren bir elbiseyle çıkmak istemiyordu. Abdülhamit onu saraydan attırmazsa kalpten gider ölürdü, attırırsa da arkasından bakarken camdan düşer ölürdü ... biliyordu. Olmuyor değildi böyle şeyler Dolmabahçe'de, Onun güzelliği yüzünden kalbine inenler, küpeşteden düşenler, salla boğaza açılıp kırk yıllık hanımını denize atmaya kalkanlar... &lt;BR/&gt;&lt;BR/&gt;Yağmura rağmen, cumbalı ahşap evin önünden geçerken o şemsiye elinde fır fır döndü yine, "Üsküdar'a Giderken Aldı Da Bir Yağmur" gibi salına salına yürümeye başladı aniden. Aklı hasır bir çilek sepetine dönerdi bu evin önünden her yürüdüğünde. Paşa'nın evi. Boğaza bakan cephesindeki cumbaları hanımeli sarmaşıkları yüzünden baharda asla açılamayan, iki katlı, bütün mahallede Bach dinlenen, Vivaldi çalınan ve Goethe okunan, bu Dilberin de yüzünü örten beyaz tülü korkusuzca açabileceği tek ev. Acaba Paşa evde miydi? Olur mu hiç canım ... saraya rahat , iki saat evvelden varmıştır. İki süvari eşliğinde makam arabası kapıya yanaşmış, fransız şoför tersten açılan kapıyı beyaz eldiveni ile tutup açmış, taş sokakta en yağız arap atlarının asaleti ile uzaklaşmıştır saraya doğru, fötr şapkaları andıran koyu kızıl fesi, jilet gibi ütülü siyah pantolonu, karbeyaz mendili ve ucu demirli o siyah şemsiyesi ile. Kızkulesini andıran güzel kadın içini çekti. Öyle bir çekti ki kavakların sesi duyuldu sokakta. Hayır, ne protokolde idi gözü ne de saray arabasına binmekte. O yürürdü buradan taa Dolmabahçe'ye - daha güzel , o yürüdükçe sokaklar da güzelleşiyordu hem. Onun derdi Paşa'nın yanında olmaktı, karton gibi sert kolalı yakaları ve kol düğmelerinin ardındaki o bebek yüzlü adamın. Osmanlı Ordusunda üniforma giyecek en son adamdı herhalde dünyada, silah çekip birine doğrultabilecek. Ama o silahtan çok daha uzun menzilli fikirleri vardı ve bu nedenle saray</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13079045/113337009833239057/comments/default/113343249196127480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13079045/113337009833239057/comments/default/113343249196127480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blog.pinararpaci.com/2005/11/ben-olsam-gelip-sarnrdm-bana.html?showComment=1133432491966#c113343249196127480' title=''/><author><name>Anonymous</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:in-reply-to xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0' href='http://blog.pinararpaci.com/2005/11/ben-olsam-gelip-sarnrdm-bana.html' ref='tag:blogger.com,1999:blog-13079045.post-113337009833239057' source='http://www.blogger.com/feeds/13079045/posts/default/113337009833239057' type='text/html'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-13079045.post-113343249196127480</id><published>2005-12-01T12:21:00.000+02:00</published><updated>2005-12-01T12:21:00.000+02:00</updated><title type='text'>Arnavut kaldırımlı taş sokağın başında Kızkulesi g...</title><content type='html'>Arnavut kaldırımlı taş sokağın başında Kızkulesi gibi duruyordu : iki katlı uzun yırtmaçsız beyaz eteği keman belinde sarmaşıktan koparılmış gibi incecik bir kemerle sabit, omuzlarından dandelion çiçekleri gibi dökülen kısakollu beyaz gömleği yaşlı ellerden çıkma solgun beyaz iğne oyası bir kolsuz yelekle frenk mektebinde bale terbiyesi almış bir minik kız çocuğunun misafirlikteki oturuşu gibi saraylı bir ahenk içinde... Ellerindeki beyaz dantel eldivenler belli ki o düşürecek mendili almadan evden çıkarsa diye düşünülerek dikilmiş, yine usta ellerden, yine o yağmur ellere. Uzaktan bakınca insan o ellerin çiçekler gibi koktuğunu hayal etmekten alamıyor kendini, ki gerçekten de her mevsim hanımeli kokarlar. Kızıl saçları kızkulesinin pas tutmuş çatısını andırıyor ve bu güzel kadını tamamlıyordu, arnavut kaldırımlı sokağın başında. Yanından yürüyüp geçenler, sanki şehir hatları vapurunun küpeştesinden Kızkulesini seyreder gibi başlarını ağır ağır, sözde hissettirmeden ondan yana çevirerek uzaklaşıyorlardı arkalarında köpük köpük hayaller bırakarak.&lt;BR/&gt;&lt;BR/&gt;Üzerindeki herşey gibi bunun da elişi olduğu belli olan beyaz, iğne işlemeli etamin çantasını bir elinden diğerine aldı. Öyle yumuşak bir alış ki, çanta olmak ister insan bu kadının elinde - dans eden hint kızları gibi işveli bir eğri çizerek, sağdan, sola. Beyaz dantelin kısmen sakladığı dolmakalem incesi parmakları ile "pıt" diye açtı çantayı, ucu demirli minik şemsiyesini çıkardı, başının üzerine açtı bir gramofon gibi. Başka zaman olsa lale yaprağı eğrisindeki omzundan geriye atar, pervane çiçekleri gibi çevire çevire yürürdü sokaktan ama bu defa - ve ilk defa, şemsiyesini amacına uygun kullanacaktı. Yağmur başlamıştı. Yağmur Elli Kadın yağmurdan namlunun demirinden korkup silahçı dükkanının önüncen yürümeyeceklerden değildi kesinlikle, lakin Sultan Abdülhamit'in de bulunacağı bir akşam yemeğine ıslak ve beyaz tenini ele veren bir elbiseyle çıkmak istemiyordu. Abdülhamit onu saraydan attırmazsa kalpten gider ölürdü, attırırsa da arkasından bakarken camdan düşer ölürdü ... biliyordu. Olmuyor değildi böyle şeyler Dolmabahçe'de, Onun güzelliği yüzünden kalbine inenler, küpeşteden düşenler, salla boğaza açılıp kırk yıllık hanımını denize atmaya kalkanlar... &lt;BR/&gt;&lt;BR/&gt;Yağmura rağmen, cumbalı ahşap evin önünden geçerken o şemsiye elinde fır fır döndü yine, "Üsküdar'a Giderken Aldı Da Bir Yağmur" gibi salına salına yürümeye başladı aniden. Aklı hasır bir çilek sepetine dönerdi bu evin önünden her yürüdüğünde. Paşa'nın evi. Boğaza bakan cephesindeki cumbaları hanımeli sarmaşıkları yüzünden baharda asla açılamayan, iki katlı, bütün mahallede Bach dinlenen, Vivaldi çalınan ve Goethe okunan, bu Dilberin de yüzünü örten beyaz tülü korkusuzca açabileceği tek ev. Acaba Paşa evde miydi? Olur mu hiç canım ... saraya rahat , iki saat evvelden varmıştır. İki süvari eşliğinde makam arabası kapıya yanaşmış, fransız şoför tersten açılan kapıyı beyaz eldiveni ile tutup açmış, taş sokakta en yağız arap atlarının asaleti ile uzaklaşmıştır saraya doğru, fötr şapkaları andıran koyu kızıl fesi, jilet gibi ütülü siyah pantolonu, karbeyaz mendili ve ucu demirli o siyah şemsiyesi ile. Kızkulesini andıran güzel kadın içini çekti. Öyle bir çekti ki kavakların sesi duyuldu sokakta. Hayır, ne protokolde idi gözü ne de saray arabasına binmekte. O yürürdü buradan taa Dolmabahçe'ye - daha güzel , o yürüdükçe sokaklar da güzelleşiyordu hem. Onun derdi Paşa'nın yanında olmaktı, karton gibi sert kolalı yakaları ve kol düğmelerinin ardındaki o bebek yüzlü adamın. Osmanlı Ordusunda üniforma giyecek en son adamdı herhalde dünyada, silah çekip birine doğrultabilecek. Ama o silahtan çok daha uzun menzilli fikirleri vardı ve bu nedenle saray</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13079045/113337009833239057/comments/default/113343249196127480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/13079045/113337009833239057/comments/default/113343249196127480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blog.pinararpaci.com/2005/11/ben-olsam-gelip-sarnrdm-bana.html?showComment=1133432460000#c113343249196127480' title=''/><author><name>Anonymous</name><email>noreply@blogger.com</email></author><thr:in-reply-to xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0' href='http://blog.pinararpaci.com/2005/11/ben-olsam-gelip-sarnrdm-bana.html' ref='tag:blogger.com,1999:blog-13079045.post-113337009833239057' source='http://www.blogger.com/feeds/13079045/posts/default/113337009833239057' type='text/html'/></entry></feed>