Pınar Arpacı
Kategori:
Dünden Bugüne Türk Siyasal Yaşamı
Savaşın İlk Yıllarında Durum (8)
1918’de savaşın bitmesiyle 35-36 yıllık bir gecikmeyle Osmanlı İmparatorluğu son bulmuştur. (Falih Rıfkı Atay Zeytindağı’nda çöküşü anlatmaktadır. Aynı Atay dört sene sonra buradaki metinden çok daha farklı bir olayı anlatır. Bu defa kurtuluşun müjdecisidir. Yakup Kadri ile 1922’de çalıştıkları gazeteden çıkıp, büyük adaya gittikleri zaman vapurda coşku vardır. Rumlar sevinmektedir; çünkü Atatürk’ün Afyon’da esir düştüğü haberi alınmıştır. Fakat esir olan Mustafa Kemal değildir. O vakit İzmir’e gidip Mustafa Kemal’i tebrik etmeye karar verirler. Bir İtalyan gemisiyle yola çıkarlar fakat Türk ordusunun İzmir’e girip girmediğini bilmezler. Yaşattığı tüm bu mutluluk için hayatı boyunca Mustafa Kemal’e şükran duyacağını söylemektedir.)
Alev Çoşkun Samsun’dan Önceki Altı Ay kitabında bu Kurtuluş Savaşı’na nasıl sıcak baktığını gösterir. Mustafa Kemal, Rumlara karşı Karadeniz kıyılarında başlatılmış olan kıyım hareketini bastırmak için padişah tarafından görevlendirilir. Çünkü İngilizler bunu kendi ordularıyla değil, Türk ordusu ile bastırmak istemitirler.
Atatürk’ün kısa aralıklarla çıktığı Amasya, Sivas ve Erzurum Kongrelerini yapmaları ev ödevini ne kadar iyi hazırladığını göstermiştir. Yol, haberleşme, kalacak yer sıkıntısının yaşandığı o günlerde insanların böyle bir toparlanma için istekleri de yok. Atatürk’ün kısıtlı bir zamanı ve iradesi vardı. Kurtuluş Savaşı’nın komutanları arasındaki iletişim de çoktan sağlanmıştı. Zaten bunlar, mektep arkadaşlarıdır. Bir tek İsmet İnönü İstanbul’da, bakanlıktaki müsteşarlık görevinde kalmıştır. Bunun sebebi de yazışmaları incelemektir. Daha sonra Ankara’ya geç gelmesi, siyasal yaşamında sorunlar yaşamasına neden olmuştur. Kazım Karabekir ise adeta bir “kara kutudur”. Anadolu silahsızlandırılırken İngilizlerin onun ordusunu askerli bırakması Bolşevik saldırısının olabileceği ve bunu bastırma ihtimaline karşı bir önlemdir. 1921’de Ermeni kıyımına son vererek, SSCB ile doğu sınırını çizmiştir ve bu sınır Kurtuluş Savaşı’nın ilk kazanılmış bölgesi olmuştur. Şark cephesinin kazanılması Kurtuluş Savaşı’nın batıya yönelmesini sağlamıştır ve savaşın başarısı da büyük ölçüde buna borçludur; çünkü direnme orduları hiçbir zaman iki cephede birden çatışma gücünü kendilerinde bulamamışlardır.
Kazım Karabekir hep korkulan bir komutan olarak anılmaktadır. Padişah’a karşı geldiği için Mustafa Kemal’i hapse attırabilme ihtimali vardır. Fakat birçokları tarafından bilinmeyen şudur ki; Mustafa Kemal henüz İstanbul’da iken, Erzurum’dan önce, Kazım Karabekir ile aracılar vasıtasıyla birlikte olduklarını belirtmişler, Amasya’da gizlice görüşmüşlerdir. Aralarındaki çatışma ise daha sonra, devletin nasıl yönetileceği konusunda çıkmıştır. Çok başlı iktidar şeklinde Türkiye’yi yönlendirme arzusu ortaya çıkmıştır. Atatürk’ün kafasında arkadaşlarına dahi söylemediği planları olduğu için bu planlara intiba etmemiştir. Uzun süren kardeşlik dönemi bu sayede cumhuriyetin ilk yıllarında bir çeşit düşmanlığa dönüşmüştür.
Mustafa Kemal Ankara’yı askeri tedbirler açısından uygun olarak düşünmüştür. Fakat düşmanın Sakarya’ya kadar gelmesi bunun güvenilirliğinin sarsılmasına neden olacaktı, ve Kayseri’ye taşınma ihtimalini gün ışığına çıkartacaktı. Fakat muharebenin olumlu sonuçlanması bu durumu ortadan kaldırmıştır.
Böyle bir savaşı topyekün götürebilecek bir halk yığınına sahip olduğumuz söylenemez. Yaşlılar gençlerden; kadınlar erkeklerden daha fazla ve hastalık pençesindedir ve müthiş bir fukaralık süregelmektedir. Ne için savaşılacağı belli olmayan bir savaş uğruna silaha sarılacak bir insan kitlesi hali ile yoktur. Savaş sürecinin başlarında çıkmış olan isyanlara baktığımızda Anadolu’daki insanların mücadele edecek bir arzusu ve takatinin olmadığını görürüz. Daha sonra yavaş yavaş bu bilinç oluşmuştur. Örneğin, İzmir’in görece olarak daha zengin bir bölge olması kaybedecek bir şeylerinin olması anlamına geliyordu; ama burası da barış istiyor ve işgale buralar Yunan bayrağı asarak cevap veriyorlardı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)