Pınar Arpacı
Kategori:
Dünden Bugüne Türk Siyasal Yaşamı
Yeni Osmanlılar ve İttihat ve Terakki (6)
Yeni Osmanlılar siyasi çıkarlarını yeni imparatorluğu kurtarma yolu olarak gösterdi. Osmanlı Devleti’ndeki çeşitli milletlerin parlamentoda elde edecekleri temsil hakkı ile ayrılma kararlarından vazgeçeceklerini düşünüyorlardı. İkinci olarak, padişahın sınırlanması belirli bir yumuşama, daha demokratik bir ortam yaratacaktı. Bu nedenle Yeni Osmanlılar meşrutiyet girişimlerinde bulundular. Burada tek eksik kalan nokta, Osmanlı’da bu sistemi götürecek olan sınıflara, sosyal yapıya sahip olunmamasıydı; demokrasiyi yaşatacak olan çekişmeci sınıfların olamaması. Mithat Paşa’nın sosyoloji bilmediği çok açık bir durum. Fransa ve İngiltere’de kralların başları kesilmiş, buna krallar yavaş yavaş alışmış ama sosyal düzenin çarkları çalışmaya başlamış. Mithat Paşa, “Padişah yetkilerini devretmeye yavaş yavaş alışacak.” Dediğinde aslında meşrutiyetin neden amaçsız bir deneme olduğunu göstermiştir.
İkinci neden, milletlerin temsil haklarının onlara verilmesi geç kalınmış bir çare. I. Meşrutiyet bir yıl sürmüş, 93 Harbi ile Osmanlı parlamentoyu dağıtmıştır. Ve bu savaşla birlikte o Osmanlı’nın içinde temsil hakkı verilecek bir yabancı unsur kalmamıştır. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı birçok tarihçiye göre Osmanlı’nın asıl çöküş tarihidir. II. Meşrutiyet’e baktığımızda bu defa Jeun Türkler olarak İttihat ve Terakki ortaya çıkmıştır. 1908’de Türkçülüğün önem kazanması milletler mozaiğinin dağılmış olması ve kalanların sadece Türkler olmasından ötürü önem kazanmıştır. II. Meşrutiyet hareketi tabanının Türk milliyetçiliğinden alır.
1908 sultana karşı bir ihtilal sayılmalıdır. İhtilalci akımların güçlenmesi ekonomik çöküşten, sosyal yapıdan etkilenmiştir. İhtilalci akımlar ordunun içinden yetişmiştir çünkü yenilikçiliğe en açık olan, dışarıya dönük olan ordunun içindeki sınıftır. Modernleşmenin başını çekenler sivil ve askeri bürokratlardır. Padişahın iradesini ondan üstün bir irade ile sınırlamak isteyen bir sınıftır.
“Vatan Yahut Silistre”, tıpkı Fransa’da ya da başka ülkelerde olduğu gibi kültürel bir aktivite ile Osmanlı’da insanları sokaklara dökmüştür.
Selanik Osmanlı’nın en Avrupai yaşam tarzına sahip şehridir. Bunda Musevilerin rolü büyüktür. Museviler çok kuvvetli bir Osmanlıcıdırlar. Gelecekteki bir Yunan iradesindense Osmanlı iradesini tercih etmektedirler. Bu nedenle de İttihatçıları gerek açıktan gerekse de gizli bir şekilde desteklemişlerdir.
İttihat ve Terakki öncelikle Selanik’te daha sonra da Manastır’da gelişmiştir. Selanik daha uygar, batılı, medeni ve liberaldir; çünkü Selanik şehri bünyesinde yaşamaktadır. Şehir batılıdır ve ticaretle uğraşmaktadır. Sabetayist bir nüfus da vardır. Bu da İttihat ve Terakki’yi daha yumuşak bir yapıya sokmuştur. Manastırdakiler ise hayduttur. Militarist, gözü pek askerlerdir.
İttihat ve Terakkicilerin hepsi aynı zamanda masondur. Manastırdakiler Fransız Locasının etkisi altında ve daha radikal iken, Selaniktekiler ise İtalyan Locasının etkisi altındadır. 1908’den sonra Manastır’daki İttihat ve Terakki hakim olmuştur duruma.
This entry was posted on 23:53
and is filed under
Dünden Bugüne Türk Siyasal Yaşamı
.
You can follow any responses to this entry through
the RSS 2.0 feed.
You can leave a response,
or trackback from your own site.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 çentik:
Osmanlı'ya fena halde kafayı takmışsın, tarih okumayı sevdiğin buradan anlaşılıyor ;-) aslında, ama okullardaki tarih ne kadar? yeterli sence, avrupalıların osmanlı imparatorluğu ve yeni türkiye cumhuriyeti hakkında yazdıkları kitaplar bizim Türk Tarih Kurumu kitaplığından bile daha kapsamlı, bu eksikliği tarih profesörlerinin çözeceği kadar, gençliğinde okuyarak göstermesi lazım, yoksa ha babam yazsın tarihçiler okumadıktan sonra ne işe yarar,,,
:) Doğru söylüyorsun. Sana katılmamam mümkün olamaz zaten. Şöyle bir durum var; üniversite düzeyine kadar okutulan tarih kitaplarının ve "ezberletilen" tarihin aslını sorarsan (senin de fark ettiğin gibi) sevilecek ya da birçok yönden doğru olarak kabul edilebilecek bir yanı yok. Ve, maalesef ama maalesef Osmanlı'yı bilmeden, orada yaşananları, nedenlerini anlamadan bugün olmakta olan herhangi bir gelişmeyi doğru temeller üzerine oturtmak pek de mümkün değil. Bu nedenle, evet, senin tabirinle "Osmanlı'ya fena halde kafayı takmış durumdayım". :) Ayrıca bu mesleğim için de bir zorunluluk. Ne yazık ki uzun bir süre daha takık olarak kalacağım. Burada yapmaya çalıştığım tamamlamaya çalıştığım bir proje. Yayımlayacağım bir ona yakın daha yazı olacak bu konu ile alakalı. Daha sonra da dış politika ile ilgili bir şeyler yazmayı düşünüyorum ilgini çekerse eğer. :) Haberin olsun.
Yorum Gönder