Kategori:

Soğuk Savaş Sonrası Terörizm-3


İyimser beklentilerin aksine, Soğuk Savaş’ın sona ermesini simgeleyen Berlin duvarının yıkılması barışın ve refahın hüküm sürdüğü “Cesur Yeni Dünya”’yı beraberinde getirmedi. Uluslar arası güvenlik krallığında değişen ise farklı birçok tehdit ve tehlikelerin ağırlığı oldu.
Pozitif gelişmelerin başında, insanlığı tamamen yok edebilecek, büyük güçler arasındaki geleceğe yönelik hayali nükleer cepheleşmenin, bu kabusun kökü kazınmasa da, arka plana çekilmesi gelir. Buna ek olarak, devletler arası silahlı çatışmaların en azından global seviyede azaldığı söylenebilir.


Kötü haberlerin arasında ise devlet-dışı aktörler tarafından yaratılan tehditin çarpıcı olmasa da, hatırı sayılır bir biçimde artması gelir. Organize suçlar ciddi endişlere neden olsalar da, öncelikli olarak teröristler bu içerik çerçevesinde belirtilmelidir. Terörizm ve organize suçlar yeni olgular olmamalarına rağmen, daha sonra detaylı olarak belirtileceği gibi, kontrolleri altında silah bulundurmaları onlara dehşet verici bir boyut kazandırmıştır.


Şunu da not etmek aynı derecede önemlidir ki, devletler arası çatışmanın nıspi azalışı ile yüksek sayıda zaiyata neden olan ve nihai uluslar arası düşüş riskini zorunlu kılan dahili sürtüşmelerin artması el ele giden iki durumdur. Maalesef bu gelişme Avrupa’da, özellikle Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nde gözlenmiştir.
Detaylı bilgi için bakınız, Les Nouvelles Menaces Contre La Paix et La Securite Internationales; 2004
Post Cold War Terrorism: Systemic Background, Phenomenology and Definitions; Hanspeter Neuhold

Kategori:

Soğuk Savaş Sonrası Terörizm-2

Çeşitli konulardaki anlaşmazlıkların Güvenlik Konseyi’nin üyelerini böldüğü gerçeğini bir kenara koyarsak, buna “Büyük Beş” de dahil, SSCB’nin çökmesi ve Sovyet Bloku’nun parçalanması bir başka geniş kapsamlı ve karışık sonucun oluşmasını zorunlu kılmıştır. Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu sistemi yerini tek kutuplu bir yapıya bırakmıştır. Batı, ABD başta gelmek üzere, uluslar arası sisteme, özellikle askeri alanda, egemen konuma gelmiştir. ABD’nin bu üstünlüğü değişmeden kalan bu süper güç ve ortaklarına BM Güvenlik Konseyi’nin diğer aktörlerin herhangi bir onayı olmaksızın silahlı kuvvetlerini dokunulmazlıkları adına kullanma olanağı sağlamaktadır. Tek yanlı askeri müdahale ele alındığında Batı nükleer terörün dengede olduğu süreç boyunca kendisi ile eşit güçteki rakipten gelecek olan herhangi bir harap edici cevaptan korkmak zorunda değildi. 1999’da Miloseviç’in Yugoslavyasına karşı NATO tarafından oluşturulan “Operation Allied Force” ve 2003 ilkbaharında Saddam Hüseyin rejimine karşı oluşturulan “Operation Iraqi Freedom” Irak’ı özgürleştirme harekatı bu yeni stratejik gerçekliğe çarpıcı birer örnek teşkil etmektedir. Son raddede, Saddam Hüseyin rejimi ve bugünün temel terörist grubu olan El Kaide’nin iddia edilen fakat kanıtlanamamış bağlantısı askeri çarpışmaların gerekçesi konumuna gelmiştir.


Giderek daha çok küreselleşen dünya da karşılıklı bağımlılığa uygun olarak şekillenmektedir. Sonuç olarak ortaya çıkan seçkinler topluluğu Samuel P. Huntington tarafından “tek-çok kutuplu” olarak adlandırılmaktadır. Fransa Dışişleri Bakanı Hubert Védrine’in deyişiyle, ABD egemen olan (“hyper puissance”) süper güç olsa dahi, ekolojik bozulmadan kaynak yönetimine ve tabii ki güvenlik konusuna kadar değişiklik gösteren birçok sorunu giderek daha karmaşık bir hal alan dünyada tek başına çözmesi mümkün değildir. Bunun yerine AB, Japonya, Rusya Federasyonu ya da Çin gibi diğer büyük uluslar arası aktörlerden en az biri ile iş birliği içine girmelidir. Fakat, bu meydan okuyuculardan hiçbiri yeterli ölçüde Amerikan ortaklığı ile buluşamamaktadır. En aşikar durum ise uluslar arası terörizm tehdidi karşısında alınan tavırdır.

ABD’nin diğer birçok problemin çözümü için uzun vadede dünyanın geri kalanına bağımlı olmasına rağmen, bazı eleştirmenler karşı konulmaz Amerikan hegemonyasının yüzyıllardır ulsulararası hukuk sisteminin temelini oluşturan Vestfalya sisteminin sonunu getireceği yönünde tahminlerde bulunmaktadır. Bilindiği gibi bu legal düzen temel öğe olarak bağımsız devletlerin eşitliğini almakta ve bu devletlerin iç işlerine karışılmamasını ve güç kullanımının yasaklanmasını öngörmektedir. ABD’nin uluslar arası hukuki zorunluluklara bağlanmak istemeyişindeki genel gönülsüzlüğü, diğer devletlerden çoğu zaman bu kurallara uymalarını istese de, gerçekten gelecekte uluslar arası sistemde hukukun üstünlüğünün zedelenmesinin belirtisi olan “serseri” rejimlerin gerektiğinde tek taraflı askeri güç kullanılarak defedilmesin gerekliliğine inancından kaynaklanmaktadır.



Detaylı bilgi için bakınız, Les Nouvelles Menaces Contre La Paix et La Securite Internationales; 2004

Post Cold War Terrorism: Systemic Background, Phenomenology and Definitions; Hanspeter Neuhold

Kategori:

Soğuk Savaş Sonrası Terörizm-1

Soğuk Savaş döneminin hızlı olduğu kadar neredeyse kan akıtılmadan sona ermesi, Doğu-Batı çatışmasının sona ermesinin ardından geleceği umulan istikrarlı ve barış dolu bir dünya düzeni umutlarını boşa çıkartmıştır. Başkan Bush tarafından ortaya atılan “Yeni Dünya Düzeni” kendini gerçeklemekte başarısız olmuştur. Bunun yerine, uluslar arası güvenlik alanında pozitif gelişmelerin aksine, negatif yükselişler gözlemlenmeye başlanmıştır. Bu değişiklikler uluslar arası hukuk düzeyinde karşılıklarını bulmakta gecikmemişlerdir.



Doğu-Batı arasındaki çatışmanın son bulması uluslar arası güvenlik alanında işbirliğini hem evrensel hem de bölgesel düzeyde olanaklı hale getirmiştir. Sonuç olarak, Soğuk Savaş dönemi boyunca işlevsiz kalan Birleşmiş Milletler Beyannamesi’nin VII. bölümü 1989 ardından gelen deniz değişikliğiyle uygulanmaya başlanmıştır. Böylelikle, daha önceleri daimi üyeleri arasındaki temel anlaşmazlıklardan ötürü felçli olan Güvenlik Konseyi daha aktif bir rol oynamaya başlamıştır. Hala bünyesinde herhangi bir askeri gücü olmamasına rağmen, askeri olmayan yaptırımlar uygulamayı benimsemiş ve barış sağlayıcı operasyonları yürütmek konusunda istekli bir hal almıştır. Yugoslavya ve Ruanda’da kurmuş olduğu uluslar arası ceza mahkemeleri, savaş ve insan hakları kanunlarını ihlal eden bireylerin aleyhine dava açılması ve merkezi yönetimi bozulan ya da ekonomisi silahlı saldırılar sonucu büyük ölçüde tahrip edilmiş bölgeler için uluslar arası bir yönetim sağlamakla görevlendirilmiştir. Bunlara ek olarak, uluslar arası cemaat uluslar arası terörizmi kınamakta ve bu belaya karşı birlikte ortak eylem geliştirmektedir.



Soğuk Savaş döneminde bölgesel, Avrupa düzeyinde, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı süreci bünyesinde en fazla sayıda katılımcı devleti bulunduran kurum olarak Soğuk Savaş boyunca Doğu ile Batı arasında sınırlı fakat kapsamlı iş birliği ve politik-ideolojik fikir ayrılığı için forum olarak hizmet vermiştir. Doğu-Batı çatışmasının sona ermesinin ardından AGİT* işbirlikçi güvenlik aktiviteleri için bir Avrupa Birliği kurumu haline gelmiştir. AGİT öncelikli işleri arasına teröre karşı mücadeleyi koymaktadır.



1949 yılında Sovyetler Birliği ve ittifaklarına karşı bir tehdit olarak kurulan NATO, Soğuk Savaş sonrası daha önceki düşmanlarıyla işbirlikçi ilişkiler geliştirmiştir. İşbirliği için temel iskelet 1994’te NATO tarafından Barış İçin Ortaklık ile gündeme getirilmiştir. Buna ek olarak NATO, Varşova Paktı’nın eski üyesi olan Çek Cumhuriyeti, Macaristan, ve Polonya’yı bünyesine kabul etmiş; 2004’te de Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’nın katılımıyla genişlemesini sürdürmüştür.



AB 1992 Maastricht Antlaşması ile Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası geliştirmekle kalmadı, aynı zamanda AB’nin hızlı reaksiyon kuvvetinin yapıtaşı olan Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nı da kendi bünyesine ekledi. Birlik aynı zamanda 2004 yılında on kadar ülkenin –sekizi daha önceki sosyalist ülkeler olmak üzere- katılımıyla başka bir genişleme dalgası daha yaşadı.



Şu tekrar vurgulanmalıdır ki, yukarıda bahsedilen tüm kurumlar kendilerine öncelikli olarak terörle mücadeleyi görev almış kurumlardır.




*Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı




Detaylı bilgi için bakınız, Les Nouvelles Menaces Contre La Paix et La Securite Internationales; 2004


Post Cold War Terrorism: Systemic Background, Phenomenology and Definitions; Hanspeter Neuhold