Soğuk Savaş Sonrası Terörizm-2
Çeşitli konulardaki anlaşmazlıkların Güvenlik Konseyi’nin üyelerini böldüğü gerçeğini bir kenara koyarsak, buna “Büyük Beş” de dahil, SSCB’nin çökmesi ve Sovyet Bloku’nun parçalanması bir başka geniş kapsamlı ve karışık sonucun oluşmasını zorunlu kılmıştır. Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu sistemi yerini tek kutuplu bir yapıya bırakmıştır. Batı, ABD başta gelmek üzere, uluslar arası sisteme, özellikle askeri alanda, egemen konuma gelmiştir. ABD’nin bu üstünlüğü değişmeden kalan bu süper güç ve ortaklarına BM Güvenlik Konseyi’nin diğer aktörlerin herhangi bir onayı olmaksızın silahlı kuvvetlerini dokunulmazlıkları adına kullanma olanağı sağlamaktadır. Tek yanlı askeri müdahale ele alındığında Batı nükleer terörün dengede olduğu süreç boyunca kendisi ile eşit güçteki rakipten gelecek olan herhangi bir harap edici cevaptan korkmak zorunda değildi. 1999’da Miloseviç’in Yugoslavyasına karşı NATO tarafından oluşturulan “Operation Allied Force” ve 2003 ilkbaharında Saddam Hüseyin rejimine karşı oluşturulan “Operation Iraqi Freedom” Irak’ı özgürleştirme harekatı bu yeni stratejik gerçekliğe çarpıcı birer örnek teşkil etmektedir. Son raddede, Saddam Hüseyin rejimi ve bugünün temel terörist grubu olan El Kaide’nin iddia edilen fakat kanıtlanamamış bağlantısı askeri çarpışmaların gerekçesi konumuna gelmiştir. 
Giderek daha çok küreselleşen dünya da karşılıklı bağımlılığa uygun olarak şekillenmektedir. Sonuç olarak ortaya çıkan seçkinler topluluğu Samuel P. Huntington tarafından “tek-çok kutuplu” olarak adlandırılmaktadır. Fransa Dışişleri Bakanı Hubert Védrine’in deyişiyle, ABD egemen olan (“hyper puissance”) süper güç olsa dahi, ekolojik bozulmadan kaynak yönetimine ve tabii ki güvenlik konusuna kadar değişiklik gösteren birçok sorunu giderek daha karmaşık bir hal alan dünyada tek başına çözmesi mümkün değildir. Bunun yerine AB, Japonya, Rusya Federasyonu ya da Çin gibi diğer büyük uluslar arası aktörlerden en az biri ile iş birliği içine girmelidir. Fakat, bu meydan okuyuculardan hiçbiri yeterli ölçüde Amerikan ortaklığı ile buluşamamaktadır. En aşikar durum ise uluslar arası terörizm tehdidi karşısında alınan tavırdır.
ABD’nin diğer birçok problemin çözümü için uzun vadede dünyanın geri kalanına bağımlı olmasına rağmen, bazı eleştirmenler karşı konulmaz Amerikan hegemonyasının yüzyıllardır ulsulararası hukuk sisteminin temelini oluşturan Vestfalya sisteminin sonunu getireceği yönünde tahminlerde bulunmaktadır. Bilindiği gibi bu legal düzen temel öğe olarak bağımsız devletlerin eşitliğini almakta ve bu devletlerin iç işlerine karışılmamasını ve güç kullanımının yasaklanmasını öngörmektedir. ABD’nin uluslar arası hukuki zorunluluklara bağlanmak istemeyişindeki genel gönülsüzlüğü, diğer devletlerden çoğu zaman bu kurallara uymalarını istese de, gerçekten gelecekte uluslar arası sistemde hukukun üstünlüğünün zedelenmesinin belirtisi olan “serseri” rejimlerin gerektiğinde tek taraflı askeri güç kullanılarak defedilmesin gerekliliğine inancından kaynaklanmaktadır.
Detaylı bilgi için bakınız, Les Nouvelles Menaces Contre La Paix et La Securite Internationales; 2004
Post Cold War Terrorism: Systemic Background, Phenomenology and Definitions; Hanspeter Neuhold
This entry was posted on 17:03
and is filed under
Dosya: Terörizm
.
You can follow any responses to this entry through
the RSS 2.0 feed.
You can leave a response,
or trackback from your own site.
0 çentik:
Yorum Gönder