Soğuk Savaş döneminin hızlı olduğu kadar neredeyse kan akıtılmadan sona ermesi, Doğu-Batı çatışmasının sona ermesinin ardından geleceği umulan istikrarlı ve barış dolu bir dünya düzeni umutlarını boşa çıkartmıştır. Başkan Bush tarafından ortaya atılan “Yeni Dünya Düzeni” kendini gerçeklemekte başarısız olmuştur. Bunun yerine, uluslar arası güvenlik alanında pozitif gelişmelerin aksine, negatif yükselişler gözlemlenmeye başlanmıştır. Bu değişiklikler uluslar arası hukuk düzeyinde karşılıklarını bulmakta gecikmemişlerdir.




Doğu-Batı arasındaki çatışmanın son bulması uluslar arası güvenlik alanında işbirliğini hem evrensel hem de bölgesel düzeyde olanaklı hale getirmiştir. Sonuç olarak, Soğuk Savaş dönemi boyunca işlevsiz kalan Birleşmiş Milletler Beyannamesi’nin VII. bölümü 1989 ardından gelen deniz değişikliğiyle uygulanmaya başlanmıştır. Böylelikle, daha önceleri daimi üyeleri arasındaki temel anlaşmazlıklardan ötürü felçli olan Güvenlik Konseyi daha aktif bir rol oynamaya başlamıştır. Hala bünyesinde herhangi bir askeri gücü olmamasına rağmen, askeri olmayan yaptırımlar uygulamayı benimsemiş ve barış sağlayıcı operasyonları yürütmek konusunda istekli bir hal almıştır. Yugoslavya ve Ruanda’da kurmuş olduğu uluslar arası ceza mahkemeleri, savaş ve insan hakları kanunlarını ihlal eden bireylerin aleyhine dava açılması ve merkezi yönetimi bozulan ya da ekonomisi silahlı saldırılar sonucu büyük ölçüde tahrip edilmiş bölgeler için uluslar arası bir yönetim sağlamakla görevlendirilmiştir. Bunlara ek olarak, uluslar arası cemaat uluslar arası terörizmi kınamakta ve bu belaya karşı birlikte ortak eylem geliştirmektedir.



Soğuk Savaş döneminde bölgesel, Avrupa düzeyinde, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı süreci bünyesinde en fazla sayıda katılımcı devleti bulunduran kurum olarak Soğuk Savaş boyunca Doğu ile Batı arasında sınırlı fakat kapsamlı iş birliği ve politik-ideolojik fikir ayrılığı için forum olarak hizmet vermiştir. Doğu-Batı çatışmasının sona ermesinin ardından AGİT* işbirlikçi güvenlik aktiviteleri için bir Avrupa Birliği kurumu haline gelmiştir. AGİT öncelikli işleri arasına teröre karşı mücadeleyi koymaktadır.



1949 yılında Sovyetler Birliği ve ittifaklarına karşı bir tehdit olarak kurulan NATO, Soğuk Savaş sonrası daha önceki düşmanlarıyla işbirlikçi ilişkiler geliştirmiştir. İşbirliği için temel iskelet 1994’te NATO tarafından Barış İçin Ortaklık ile gündeme getirilmiştir. Buna ek olarak NATO, Varşova Paktı’nın eski üyesi olan Çek Cumhuriyeti, Macaristan, ve Polonya’yı bünyesine kabul etmiş; 2004’te de Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’nın katılımıyla genişlemesini sürdürmüştür.



AB 1992 Maastricht Antlaşması ile Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası geliştirmekle kalmadı, aynı zamanda AB’nin hızlı reaksiyon kuvvetinin yapıtaşı olan Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nı da kendi bünyesine ekledi. Birlik aynı zamanda 2004 yılında on kadar ülkenin –sekizi daha önceki sosyalist ülkeler olmak üzere- katılımıyla başka bir genişleme dalgası daha yaşadı.



Şu tekrar vurgulanmalıdır ki, yukarıda bahsedilen tüm kurumlar kendilerine öncelikli olarak terörle mücadeleyi görev almış kurumlardır.




*Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı




Detaylı bilgi için bakınız, Les Nouvelles Menaces Contre La Paix et La Securite Internationales; 2004


Post Cold War Terrorism: Systemic Background, Phenomenology and Definitions; Hanspeter Neuhold