Pınar Arpacı
Kategori:
Kişisel,
Odadaki Zamanlar
18 Temmuz 2008
Bakmadığın zaman görmemek çok daha kolay. Bakmadığında zaten göremezsin, diyeceksin şimdi; ama, düşünmek ya da düşlemek de bir anlamda görmekse..

Ben de minik bir yıldız olmak istiyorum bu akşam gökyüzünün en şık siyahının göbeğinde. Uzaklarda, hala yaşayan, çok ama çok uzun zaman önce güneşi görmüş, ve ondan aldığı ışığı şimdi yansıtan. Eğer bir süre donra ışığını görmezse kimse bu, artık “yok” olduğu için değik ama güneşini göremediği için olan.
Tarihe bakmadığında görmemen çok daha kolay oluyor ama bu, onun var olduğunu ve her geçen saniye bir şeyleri değiştirdiği gerçeğini değiştirmiyor. Bir şeyler hep değişiyor, hep değişecek. Baki olan “an”dan başkası değişdir. Yaşanmış olan an değişmeyecek olandır. İşte, minik yıldız da zaten o nedenle bir anda ışığından yoksun bırakmıyor kendisini izleyenleri; çünkü bir kere yaşamış oluyor güneşi teninde. Var olabilmek için, ünlenebilmek için, ya da bir başka değişle, yaşayabilmek için güneşi her daim görmelidir teninde. Ama istemeden, hele ki hiç mi hiç razı olmadan güneş ile arasına kimi başka cisimler girmiş olabilir. Güneş tüm sıcaklığıyla bu yabancıları eritmeye, minik yıldız da tüm yaramazlığı ile üzerlerine saldırmaya başlamış olabilir bunların. Lakin, birlik olup bu yabancı cisimleri “yok” etmeden evvel minik yıldız kaybolu gökyüzünün en şık siyahının göbeğinde. Sanki o siyah gömleğin ceplerinden birine saklanmış gibi. Ona bakan göremez, minik yıldız “yok” oldu sanır.
Yıldızlar, gökyüzündeler bu gece de; biliyorum, ama onları şu an olduğum yerden göremiyorum. Bu, yine de, onların orada olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İşte, tarih atmak da bir bakıma öyle. Onu yazmadığı zaman elin gözlerin göremiyor; ama bu, onun varolduğu ve her geçen saniye bir sonraki güne ilerlediği gerçeğini değiştirmiyor.
Yapılması gereken tonla işin arasında bu minik not defterine yazılması gereken birtakım şeyler vardı. Elime kalemi alıp tarih bölümünü doldurunca içimden bir şeyler yükseldi ve oldukları gibi kağıda dökülmeye başladılar.
İçimden minicik bir yıldız olmak geliyor bu gece, berrak gökyüzünde, o en şık siyah renginin tam göbeğinde. Minik ama dikkat çekecek kadar parlak bir yıldız. 
Yıldız, o kadar minik olunca çok ama çok uzakta olması gerekir. Bu, çok ama çok uzakta olan yıldız çok ama çok uzun zaman önce yansıtmış olmalı ki gördüğümüz ışığını biz içindeki bulunduğumuz an içinde görebilelim. İşte, bak, ne kadar ortak yanımız oluverdi birden o minik yıldızla. Acaba minik yıldız olabildim mi ben şimdi?
Kimi yıldızlar ölmüş oldukları halde bizim ışıklarını aldığımızı duymuştum. O kadar uzakmışlar ki yansıttıkları ışık henüz bize geliyormuş. Bu, onlar için ne kadar kıymetli: bir bakıma onların tarihleri gibi. Bir yıldız “yok” olduktan sonra belki çevresindeki yıldızlar tarafından çok kısa zamanda unutulacak; belki yörüngesine başka yıldız sahip çıkacak. Ama ışığını bize göndermeyi sürdürdüğü için bir taraftan da, gezegenin diğer yanında ünlenmeye devam edecek. Ve artık biz de göremediğimiz ışığını, ismi daha sonraki kuşaklara aktarılmak üzere saklanacak; o minik yıldız hiç unutulmayacak.

Yıldız, o kadar minik olunca çok ama çok uzakta olması gerekir. Bu, çok ama çok uzakta olan yıldız çok ama çok uzun zaman önce yansıtmış olmalı ki gördüğümüz ışığını biz içindeki bulunduğumuz an içinde görebilelim. İşte, bak, ne kadar ortak yanımız oluverdi birden o minik yıldızla. Acaba minik yıldız olabildim mi ben şimdi?
Kimi yıldızlar ölmüş oldukları halde bizim ışıklarını aldığımızı duymuştum. O kadar uzakmışlar ki yansıttıkları ışık henüz bize geliyormuş. Bu, onlar için ne kadar kıymetli: bir bakıma onların tarihleri gibi. Bir yıldız “yok” olduktan sonra belki çevresindeki yıldızlar tarafından çok kısa zamanda unutulacak; belki yörüngesine başka yıldız sahip çıkacak. Ama ışığını bize göndermeyi sürdürdüğü için bir taraftan da, gezegenin diğer yanında ünlenmeye devam edecek. Ve artık biz de göremediğimiz ışığını, ismi daha sonraki kuşaklara aktarılmak üzere saklanacak; o minik yıldız hiç unutulmayacak.

Ben de minik bir yıldız olmak istiyorum bu akşam gökyüzünün en şık siyahının göbeğinde. Uzaklarda, hala yaşayan, çok ama çok uzun zaman önce güneşi görmüş, ve ondan aldığı ışığı şimdi yansıtan. Eğer bir süre donra ışığını görmezse kimse bu, artık “yok” olduğu için değik ama güneşini göremediği için olan.
Tarihe bakmadığında görmemen çok daha kolay oluyor ama bu, onun var olduğunu ve her geçen saniye bir şeyleri değiştirdiği gerçeğini değiştirmiyor. Bir şeyler hep değişiyor, hep değişecek. Baki olan “an”dan başkası değişdir. Yaşanmış olan an değişmeyecek olandır. İşte, minik yıldız da zaten o nedenle bir anda ışığından yoksun bırakmıyor kendisini izleyenleri; çünkü bir kere yaşamış oluyor güneşi teninde. Var olabilmek için, ünlenebilmek için, ya da bir başka değişle, yaşayabilmek için güneşi her daim görmelidir teninde. Ama istemeden, hele ki hiç mi hiç razı olmadan güneş ile arasına kimi başka cisimler girmiş olabilir. Güneş tüm sıcaklığıyla bu yabancıları eritmeye, minik yıldız da tüm yaramazlığı ile üzerlerine saldırmaya başlamış olabilir bunların. Lakin, birlik olup bu yabancı cisimleri “yok” etmeden evvel minik yıldız kaybolu gökyüzünün en şık siyahının göbeğinde. Sanki o siyah gömleğin ceplerinden birine saklanmış gibi. Ona bakan göremez, minik yıldız “yok” oldu sanır.
This entry was posted on 16:18
and is filed under
Kişisel
,
Odadaki Zamanlar
.
You can follow any responses to this entry through
the RSS 2.0 feed.
You can leave a response,
or trackback from your own site.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 çentik:
Yorum Gönder