Pınar Arpacı
Kategori:
Ekonomik Diyaloglar
Reklam Gerektirmeyen Ürünler
Reklam gerektirmediğini düşündüğünüz ürünler var mıdır? Ya da şöyle sormalıydım, daha

önce böyle bir konuyu düşündünüz mü?
Benim görüşüme göre, reklam gerektirmeyen bir ürün yoktur. Hangi tür reklamın kendisine uygun olduğuna karar verilmesi gereken ürün vardır. Çok uçlarda düşünüyormuşum gibi gelebilir şimdi vereceğim örnekte ama bana katılacağınızı düşünüyorum:
Kendinizi düşünün. Üniversiteyi bitirip iş piyasasına adım attığınızı varsayıyoruz. Ne yaparsınız? İş bulmak için araştırırsınız, etrafta tanıdık birilerini ararsınız ama illa ki bir iş bulmak ve hemen çalışmaya başlamak istersiniz ki alım gücünüz olsun ve tabii ki bu alım gücünün doğuracağı diğer sonuçlardan da faydalanabilin. Hal böyle iken siz de iş piyasası için aslında bir ürünsünüz. Ve bir ürün olarak sizin de bir şekilde bu piyasanın alıcılarına pazarlanmanız gerekir. Peki bu nasıl olacak?
Öncelikle kendinize uygun olan reklam çeşidine karar vermeniz gerekir. Bunlar neler olabilir: bir gazete ilanı hatırlıyorum; yanılmıyorsam İTU’den yeni mezun olmuş bir genç, kendisini öven bir gazete ilanı vermişti. Bu bir yöntem olabilir. İkincil olarak CV’nizi hazırlayıp firmalara göndermekte kendinizi pazarlama yönünde kullandığınız bir reklam türüdür. Bir başkası da, piyasada tanınmaktır. Peki bu nasıl olur, piyasada tanınmak?

Piyasada tanınmak kulaktan kulağa duyulmak ile mümkün olur. Peki siz, yeni yetme bir mezun olarak nasıl olacak da kulaktan kulağa, dillerde dolaşan bir ürün haline geleceksiniz? İşte bu da işin büyüsü. Word Of Mouth (ağızdan ağza pazarlama tekniği) adı verilen bu büyü sizi birinin kelimeleri ile diğerinin düşüncelerine taşır ve orada yer etmenizi sağlar.
Her ne kadar kullanılan reklam türleri sektörden sektöre değişiklik gösterecek olsa da, pazarlama teknikleri içerisinde en etkili yöntem WOM yöntemidir. Öyle ki her sektöre uyan esnek yapısı ile kabiliyetli bir sistem ve yenilikleri kabulleniş şekli ile de en göze çarpanıdır.
Kimse, parasını ödeyip de daha sonradan edindiğine pişman olacağı bir ürüne yatırım yapmak istemez, yani parasını boşa harcamak istemez; akıllıca değildir. Ve her piyasada güvenilirlik daima en önde göze çarpması istenen özelliktir. Şimdi örnekleyelim: Bir ev hanımısınız. Raflara yeni bir ürün gelmiş: temizlik maddesi. Leke çıkartıcı ve aynı zamanda da renklilere zarar vermiyor. Ne yapmaya karar verirsiniz? Koca şişeyi alıp eve götürmeyi ve en sevdiğiniz kırmızı kazağınızın üzerindeki lekeyi çıkartmak için üstüne boşaltmayı mı yoksa kapı komşunuz Hatice hanımın bu yeni temizlik malzemesini deneyip denemediğini öğrenmeyi mi? Hatice hanımın görüşleri sizin için ne ifade edecek: Öncelikle, ürünün denenmiş olduğunu söyleyecek. Daha sonrasında ondan etkili olup olmadığı sonucuna varmanızı sağlayacak. Ve en

sonunda da sizi, kırmızı kazağınız üzerindeki lekeden kurtaracağını söyleyecek ve siz de ertesi gün markete gidip elinizi o rafa uzatacaksınız.
Şimdi ne oldu? Ürünün TV ekranlarında reklamının yapılması demek sadece belli bir kesimin markete gidip o ürünü sırf reklamından ötürü tereddütlü olarak denemesi anlamına gelir. Fakat, bu ürünün insanın ihtiyaçlarına cevap veriyor olduğunun bir tüketici tarafından bir başka tüketiciye aktarılması demek TV ekranında dönen reklamın onaylanması ve tüketiciyi o ürünü tüketmeye ikna etmesi demek.
Gördüğünüz gibi WOM yöntemini iki şekilde inceleyebiliriz: bir, varolan pazarlama yöntemini desteklemek; iki, kendi başına bir pazarlama yöntemi olmak. Bir üstte verdiğim Hatice hanımın deterjanı örneği varolan reklamı destekleyici özellikteki WOM idi. Şimdi bir de kendi başına bir pazarlama yöntemi olan WOM u örnekleyelim:
Yakın bir zamandan, güncel bir örnek: Magnum’u herkes bilir. Özellikle dondurma ve çikolatanın müptelası olan, benim gibiler. Şimdi, bu Magnum, dondurma yapmaktan vazgeçmemiş üstüne üstlük adamı çileden çıkartacak başka bir şey daha yapıp bir de çikolata üretmeye başlamış. Ben, bunu öğrendiğimde sanırım 2006’nın kasım ayındaydık. Pek tabii ki gittim ve hemen bir tane aldım. Kuytu bir köşe bulduktan ve kimsenin elimden almayacağına emin oldu

ktan sonra paketini açıp bir lokmada atıverdim ağzıma. Ne hissettiğim konusunda yorum yapmayacağım, başlarsam imkanı yok bu yazı bitmez. Ama şu kadarını söyleyeyim, piyasada varolan tüm çikolataların tadını bilen biri olarak, bir eşine daha o güne kadar rastlamamıştım. Ve pek tabii ki adını dilimden düşüremedim çikolatanın. Çoğu market henüz ismini dahi bilmiyordu ve sadece büyük marketlerde, sınırlı sayıda bulunuyordu. Anladığım kadarıyla Magnum, tüketicisinin nabzını ölçmek istemişti. Benim çığlıklarımı duydular tabii, o başka. Uzun süre hiçbir reklamı yapılmadı. TV reklamlarını özellikle takip ettim fakat ne orada ne de başka bir yerde reklamı yoktu. Fakat birkaç ay sonra öyle bir hal aldı ki herkes ismini biliyordu. Ve şu an tüm ufak marketlerde bile bulabileceğiniz bir ürün halini aldı. Şimdi ne oldu? Öncelikle Magnum firması büyük bütçeli reklam masraflarından kurtulmuş oldu. Bunun yanında ürünün iyi olması ile talebi arttırdı ve altı ay gibi bir sürede çoğu zaman “yok satarak” karını maksimum seviyede tutmayı başardı. Peki müşteri? Müşterinin de ağzı kulaklarında … hepimiz çok memnun kaldık.
İş piyasasına geri dönersek, orada da benzer şekilde örneklemeler yapmamız mümkün: Eğer ki CVnizi bir firmaya göndermiş iseniz kendi pazarlamanızı bir biçimde yapmış olursunuz. Ve, eğer firmanın insan kaynakları bölümü sizin adınızı güvendiği bir kaynaktan işitirse bu, ürüne yani size karşı bir güven ortamının oluşumunu sağlar. Diğer yandan, eğer ki başarılı bir ürünseniz, yani piyasaya arz edilmiş ve başarılı olduğunuzu göstermiş-beğeni toplamış iseniz, adınız duyulmaya başlar. Böylece size olan talep, ürünün iyi olmasından ötürü artar.
Peki şimdi ne düşünüyorsunuz, “reklam gerektirmeyen ürün” diye bir şey var mıdır?

This entry was posted on 12:21
and is filed under
Ekonomik Diyaloglar
.
You can follow any responses to this entry through
the RSS 2.0 feed.
You can leave a response,
or trackback from your own site.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
4 çentik:
Cok guzel bir yazi olmus, insanlar kendi reklam pazarlarini da kendileri yaratabilmeli, asil yaraticilik burada ortaya cikiyor sanirim :)
Tek elestirim okunabilirligi arttirmak acisindan fontunu biraz buyultmen olacak.
(bu arada yazinin yalinligi ve ornekleme mantigini kendi stilime benzettim ve bu cok hosuma gitti :))
Teşekkür ederim Mert.
Sanırım üzerinde biraz çalışınca yapabiliyormuşum; çünkü bizim ailede bizimkiler beni hep bu nedenle eleştirirler. Annem şöyle der:"Ağaca konan kuş aşağı pisledi, cümlesini bu kadar abartarak anlatmanın ne gereği var! Sadece 4 kelime ile de anlatabilirsin bunu." Açıkçası, bu zamana kadar kulak asmasam da bir yerden sonra onlara hak vermeye başladım. Uzun zamandır kalemi elime almamama neden olanlardan biri de kendimdeki bu eksikliği düzeltmeye çalışmamdı. İşe yaradığını görmek güzel bir şey :)
:) kesinlikle yaramis
Kapitalist bir ekonomik sistem acisindan degerlendiriyorsun sanirim reklam gerektirmeyen urun olup olmadigini. Zira merkezi planlamaya dayali ekonomik sistemlerde ornegin reklam gerektirme sorusu ortaya cikmaz.
Kapitalist ekonomik sistemlerde bile, her ne kadar ayni urunu ureten farkli ureticiler arasindaki rekabet nedeniyle reklam soz konusu olsa da, reklam gerektirmeyen urunler de vardir. Soyle ki; Talep egirisinin egimi sifira veya arti sonsuza yaklasan urunler reklam gerektirmez (kefen bezi veya esi benzeri bulunmayan bir elmas parcasi gibi).
Yorum Gönder