Mart ayının hayatımda her zaman yılın diğer on bir ayından farklı bir yeri olmuştur. Belki bu ayda doğmuş olduğumdan (doğum günümü hatırlatmak gibi olmasın), belki de bu ayla birlikte mevsim değiştirip bahara başlamamızdan olsa gerek, kendimi diğer on bir ayda olmadığım kadar olumlu bakar bulurum her şeye. Bir de bunların yanında daha çok konuşurum.

Bu sene mart ayına Mert’in yazısını okuyarak başladım.

Bilmiyorum siz de insanın bir süre sonra ismi ile ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu düşünüyor musunuz. Davranışlarının, düşüncelerinin ve hayata katılışının ismi ile paralellik gösterdiğini hiç düşündünüz mü? Bun ben, kendimden örnek verebilirim. Bir pınar için düşünebileceğiniz herhangi bir şeyi benim için de düşünmeye çalışın ve sorun, aynı cevapları bulabilecek misiniz? İçinizde buna cevap verecekler varsa küresel ısınmanın beni nasıl etkiliyor olduğuna da cevap bulacaklardır.

Burada uzun uzadıya nedenlerinden, ne olduğundan, nasıl olduğundan, kimlerin parmağı olduğundan bahsetmeyeceğim. Bilgilenmek isteyenler zaten çok daha önceden konu hakkında temel bilgilere ulaşmışlardır. Diğerlerinin ise bencilliği yazdıklarımı okurken dahi sürmekte olduğundan onlara dokunmama kararı aldım.

Bundan 14 yıl önce de bu konu hakkında kitaplar yazılıyor, makaleler yayımlanıyordu. O zamandan bugünü görüyorlar, olabilecekleri bir bir anlatıyorlardı. O gün yazılanların, söylenenlerin bir bir karşımızda olduğu bugün ise bundan sonraki 100 yıl için kitaplar yazılıp makaleler yayımlanıyor. Evet, yeryüzündeki su kaynakları tükeniyor. Evet, dünyamızı öldürüyoruz. Evet, korkmalıyız. Ve evet, belki biz görmeyeceğiz, çoktan ölüp gitmiş olacağız ama ihmal olamayacak olan bu BENCİLLİĞİMİZİN faturası dünyamıza kesilecek.

Canınızı mı sıktı, bunalttı mı sizi bu yazdıklarım? İyi o halde, amacına ulaşmış demektir. Çünkü herhangi bir şekilde sizde yer etmesini diliyorum, nasıl olduğu önemli değil.

1 Mart’ı geride bıraktık. Küresel ısınma karşıtı eylem hakkında izlenimleriniz neler oldu bilmek isterim. Ben, minik bir deli olarak o saatlerde kendimi İstanbul sokaklarına atmış bulunuyordum. Merter trafiği yine tıkalıydı ama insanlar direksiyon başındaydı. Trafiği tıkayan da eylem değil, yoldaki kaza idi. Gün boyunca birçok insanla konuştum. Eylemden haberi olmayanlar da vardı içlerinde ama ben onlarla konuşurken geçiştirmeye çalışan bakışlarla kaçacak yol arayanlar da oldu. Ne de gereksiz bir konuydu şimdi bu konuşulacak, 5 dakika kapatıp da ne olacaktı. Benim 5 dakikamla ne değişecekti! Böyle düşünen sen, sana bir şey söyleyeyim mi, ne olacağını – neyin değişeceğini asla göremeyeceksin sen!