Pınar Arpacı
Kategori:
Muzurluklar
Bir hîkaye yaz:
Konu: Serbest.
Tarih: En yakın zaman içerisinde.
Teslim yeri: Yırtık sayfalar.
This entry was posted on 01:25
and is filed under
Muzurluklar
.
You can follow any responses to this entry through
the RSS 2.0 feed.
You can leave a response,
or trackback from your own site.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
4 çentik:
Sustun nicedir, niye?
Sessiz kalmak dinlemek için gerçekten de şart mıdır? Hadi, sen söyle bunu da. Her şeyi benim yazmamı beklemiyorsun değil mi! Dedim ya, bir hîkaye yaz ve konusunu da sen belirle diye. E, ne duruyorsun o zaman. Her gün yaşamıyor musun zaten sen onlarcasına o yazacaklarından bir tanesini! Yoksa nefes de mi almıyorsun okurken tüm bunları, hiçbir şey olmadı onu anlatırsın. Nefes aldığını da hissetmiyorsan ona diyecek bir şeyim yok o zaman. Ama yazık olur onu da hissedip yazmıyorsan.
ben, burdaki parfüme bayildim!
Öyle mi dersin, güzel mi kokuyor buradaki parfüm?
Sabahları olur da bir otobüse ya da kendi arabandan başka herhangi bir toplu taşım aracına bindiğinde insanların, sanki kendi kalitelerini ancak o şekilde gösterebildiklerine inandıkları ölçüde parfüm şişesini üzerlerine boşalttıklarını keşfeder burunlarımız. Sabahın o en erken saatlerinde aslında ne kadar da rahatsız edici bir his uyandırı bizde bu "tiz algılama"; fakat, şişeyi üzerine boca eden ablamız aslında böyle düşünmemektedir, aslında oldukça hoş koktuğunu ve bu hoş kokunun insanları ona çektiğini düşünmektedir.
İnan benim burada yapmaya çalıştığım o kadar keskin ve hoş kokmak değil.:) Eğer ki bu hafif ten kokumu beğendiysen teşekkür ederim. Kokumun yapmaya çalıştığı şey nefes alabildiğini hatırlatmaya çalışmak ya da güzel kokuların varlığını ve senin de bunları algılayabildiğini.
Tamam, kısaca özetlemek gerekirse, iltifatın hoşuma gitti. :))
Yüz, karşımdakinin gördüğü değil, görmek istediği, görmeyi tercih ettiğidir. Tıpkı, kız kardeşimin ona baktığımda gördüğü şirinlik gibi, yakın arkadaşlarımdan birinin, güven vericilik gibi hislerle görmeleridir. Tıpkı benim, şu an kendime bakarken aradığıma benzer bir arayıştır bu.
?Göz pencereleri?nden içeri bir yoklama çekip, ne var ne yok bakmaya yelteniyorum: sonuç başarılı! Ufukta dolu dolu, yoğun şeyler var. Ama öncelik o gözlerin sahibi suratta! Bir defa insan var o gözlerde. Saçları, Rapunsel?in ?Bonus Card? reklamına çıkarılmış halini andırsa da, yakışıklı birisi, bu gözlere sahip olan. Geceleri kitap okumaktan yorgun ama bir o kadar da mutlu birisi var o gözlerde. Bu iki küçük pencere, uykusuz gecelerin vazgeçilmezi kahveyi andırıyorlar renkleriyle ayrıca. Her eğilişimde içeriye, bir kahvecinin kapısından geçerken duyduğum koku geliyor burnuma: taze kavrulan kahve çekirdeği? Bazense, bir karlı kayın ormanının arasında yürümeye benziyor kahverengi pencerelerden bakmak: yüksek gövdeli ağaçların gövdesini andıran bir renkte; yapraksız; altı bembeyaz karlarla kaplı? Gözlerinin altı, bu uykusuz geceler yüzünden çökmüşse de, hafif keş havası katmış; pek de fena olmamış. Hele kirpiklerini de hesaba katınca, bir Johnny Depp durumu oluşabiliyor. Kaşlarınsa katılmaması önemle rica olunur bu benzetmeye! O ne kalınlıktır kardeşim? otoban gibi mübarek? neyse ki bir ?m? kavisiyle bitişmemişler birbirleriyle. Aralarından ise her görünümüyle ?Keşke tüm kayak pistleri, böyle güzel olsa!? dedirten bir burun var. Oldukça orantılı bu burun, aynı ülkede yaşadığımız ve aynı ırktan geldiğimiz insanlarınkine göre: ben öyle görüyorum yahut! O güzel kayak pistinin hemen altındaysa, fazla sık olmayan bir kara orman çıkıveriyor karşıma. Ara ara boşluklarla karşılaşsak da, soğuklarda işe yarıyor: soğuktan koruyor toprağı? arasındaysa, bir pembelik var: şu aralar havaların soğukluyla ve susuzlukla baş eden; iki de bir kuraklık yaşayıp, çatlaklara maruz kalan, sonunda da için için kanayan bir pembe toprak. Hemen altında güzel bir keçinin sakallı çenesi yer alıyor. Kemiği arada çıkıp otursa da güzel bir yapısı var bu kıllı çenenin de!
Açık renkli sarı bir toprak parçasıyla; tam ortasında bir krater gibi duran suçiçeği iziyle; orman içindeki bir dereyi andıran kaşı altındaki, çocukluktan kalma yarasıyla; saf beyazlığın içindeki, güzel kokulu Türk Kahvesi gözleriyle ve yarım yamalak büyümüş çalı tadındaki sakallarıyla aynada gülümseyen, kızan, somurtan, yorulup her şeyden vazgeçmeyi dileyecek kadar umutsuzlaşan, ama bir şarkıyla yeniden dönüp, arkadaşlarına umut dağıtmaya, eğlendirmeye çalışan, amatör oyunlarda iyi işler çıkaran mimikleriyle güzel iş gören bu çocuk ruhlu adamı güzelce ?yazmedebildim? sanırım!?
m.b. 18/12-24/12/06
Yorum Gönder