Garipliklerin Hüküm Sürdüğü Gün
Bugün normal olmaktan uzaklarda bir yerlerde her şey ama her şey . Makarnanın suyu bile bir
garip kaynıyor belki de kaynayamıyor . Evi mi taşımıştık yükseklere bir yerlere yoksa alçalttık
mı ? Ben hatırlamıyorum . Peki yazdıklarımın nerede ve nasıl doğru oluşlarını bilemeyişime ne
demeli ... Dedim ya bugün normal olmaktan uzak bir yerlerde tüm bu olup bitenler . Arabada bir
yerlerde dinlediğim bir melodi var , birileri acıdıklarını belirten kimi şeyler mırıldanıyor ama
mırıldanırken hiç de acıyor gibi bir halleri yok .. Anlamlandıramadığım bir dünya dönüyor ve
ben de içinde onunla birlikte dönüyorum . Belki de bu gariplik üzerinde olamadığımdandır
olmam gerektiği gibi . Neden üzerinde olmadığımı da bunun yerine içinde olduğumu sorarsanız
, dedim ya bugün her şey bir garip işliyor diye işte ondan . Mesela bugün herkesin kaza yapacağı tutmuş . Kazaların tümü de zincirleme ve hepsinde sadece
üç araçlık bir zincir . Bu bir tesadüf mü yoksa üç sayısı ile anlatılmak istenen bir şey mi var
burada ? Peki kim , neden ve ne anlatmak istiyor olabilir ki günün akşamüstü saatlerinde ? Ya da iki saatlik bir sınavın ardından kafası allak bullak olarak sınav kağıdından başını
kaldırmış bir insana o an en son görmek istediği kişi çıkagelip de neden o sınav sonrası
sorulabilecek en manasız cümleyi sorar : nasıl geçti diye ? Ve neden sen de cevap verirsin de bir
de üstüne üstlük onunkinin nasıl geçtiğini sorarsın ? İnsanların bugün neden bahsedecek başka
konuları yok ? Üzülmemen için kimi zaman neden daha çok kendini üzmeye kalkar peki insan ? Ya da
minilmek için neden bu kadar çok uğraşır ve sonunda gecesini dolabının içinde uyuyarak
geçirmeye karar verir ? Ve sabah kalktığında dolabın o halini görmek neden onu bu kadar
şaşırtır .. Dedim ya garip şeyler oluyor bu aralar diye . Yok aslında sanırım onu öyle demedim ,
garip her şey bugün diye mi başlamıştım söze .. evet Bıraktım garip kalsın o halde tümü ...
pul pul
kimi zaman tüm yetenekleriniz elinizden alnımış gibi olur mu size de hiç olur mu o ya da bu nedenden ötürü böyle hissedttiğiniz atrık olmasanız bir yerlerde veya siz olmasanız o şimdi olduğunuz sizde bir şey değişmeyecekmiş gibi hissettiğiniz kelimeleri alıp sizin elinize apayrı bir şey verseler onlardan başka onlarla da ifade edemeyecekmişsiniz gibi hissettiğiniz ve öylesine güç bir durumda her şeyini kaybetmiş olan bir siz olarak hiçbiryerin ortasında kalakalmışlığın nasıl bir tadı olduğunu bilir misiniz böyle zamanlarda noktası virgülü olmayan bir yolda kelimelerin diziminin bile nasıl olması gerektiğini ya da olması gerekenin aslında o mu olup olmadığını dahi bilemeden saçmaladığınızı hissettiğiniz iliklerinize kadar olur mu gece dışarıda lapa lapa yağan bir kar yerine eğer ki bir kar fırtınası varsa ve bu romantik olmaktan çok ama çok uzaklarda ise ve siz de bu hissedişte iseniz kulağınıza dokunan minik notaların içinde kaybolmaz mısınız siz de bunun tadının neye benzediğini bilmez misiniz yoksa için için ağlayamadan öylece kala kalıp sadece hissedebilir misiniz siz de soğuk havayı ciğerlerinizde ve ciğerleriniz battığı vakit kaburgalarınıza ya da kaburgalarınız gelip acıttığı zaman onların canını ve canınız acıdığı zaman kıvranır gibi olmaz mısınız içinizde içinizde sizin sizden başka sığınacak bir başkası olmadığını bilirsiniz de bu nedenle daha da bir acımaz mı canınız belki bir süre daha bu yalnızlığa alışmaya çalışıp ondan sonra oradan başka bir yerde yapamayacağınızı anlamaz mısınız siz de ellerinizi yağan karın dondurucu ıssızlığına uzatıp bunu hissederek içinizde ısınmaya kendinizi ısıtmaya çalışmaz mısınız neden yapmazsınız yoksa yapar mısınız avuç dolusu kanın sizin bedeniniziden aktığına inanmaz mısınız yoksa onu tam da ellerinizin arasında tutarken ve bu kanın tadını da merak etmez misiniz yoksa eder misiniz yazar mısınız hiç birkaç kelime çok bunaldığınızda kanaya kanaya yoksa elinize kalem bile almaz mısınız hani kalem almak yerine bir yerlerden hıncınızı çıkarmak gibi bir alışkanlığınız mı vardır yoksa yoksa yok mudur ben sizi tanıyor muyum yoksa siz de bu gece benim başıboş dolaşan sapkın keliemelerimin karşıma çıkardığı kurban mısınız yoksa ne
On Beş Günlük Günlükler(im)
Dosyalara gidiyor parmaklarım usulca . Gidip gidip geliyor desek daha mı doğru olur aslında bilemiyorum da . Gidiyor ama içlerinden herhangi birini seçemeden ellerim bomboş geri dönüyorum . Bakıyorum sonunda o kadar zamandır bana kızgınlığından masmavi kesilmiş ekranın karşısında elime tek bir dosyayı dahi alamamış olarak ben kalakalmışım öylece . Zaman , işte demek ki böyle anlarda yok oluyor aslında varken ve somutken hiçbir şeyin olmadığı kadar . Yine ne yazacaksın bakalım bu gece , yine neler dökülecek teker teker teninden de ben de nelere bakacağım sanki onlar benden dökülmemiş gibi ertesi sabah uyandığımda ? Merak , evet daha önce de böyle demiştim : sadece merak benimki . Kucağıma okuma yazmayı yeni sökmüş o veledi oturtup da söylediğim her cümleyi yeni yeni öğrendiği el yazısında yazarkenki halini gördüğümde hissettim ki aslında bedenim de yaşlanmaya başlamış benim . Peki ama neden ben kendimi kendimde iken böyle hissetmiyorum da minicik bacaksız gelip bana bunu gösteriyor ... Yavrum , sen ne zamandır okuyorsun da yazmaya başladın şimdi o okuduklarını . 'Baba , burnumu ısır .' yaz bakayım ; şimdi de gidip babana okut o yazdığını . Ne , ne oldu da bağırış çağırış yine geri döndün eteklerime ? Baban seni ısırmaya mı kalktı okuyunca :) Ama sen yazmadın mı bunu , babanın burnunu ısırmasını . Tamam , ben söylemiş olabilirim ama el de parmaklar da senin şimdi kalem tutan . Öğretmeni ödev vermiş on beş tatilinde , on beş sayfalık günlük tutacakmış diye . Bize de yaparlardı zamanında , on beş tatilde on beş sayfalık günlükler ... Ve nedense o günlükler hep tatilin son günü telaş içinde yazılır ve on beş gün bir gecede çıkıverirdi ortaya da öğretmen de anlamazdı sanki ! Ne zaman yazıyorsun sen bakıyim ? Geceleri . Geceleri mi , o neden o ? Çünkü bütün gün boyunca yaşadıklarımı yazıyorum ben oraya ... Gör işte ! Çocuk bütün gün neler yaşıyor kim bilir de bir de gece gece oturup onları deftere geçiyor . Sen burada aklına estikçe kaleme kağıda sarın . Diyorum ben , önceden böyle değildi diye ama ...
Beyaz Tenli Güzel Kadın'ın Hikayesinden ..

Aslında en başında minik adımları vardı.Engel olamadığı ve de bir süre sonra engel olmak istemediği.Elinin altında kalemi ve kağıdı olsa bu ona yeterde artardı bile.Başka bir şey istemezdi hayattan insanları gülerken görmekten öte.Ama bir süre sonra artık bunun da pek bir öneminin kalmadığını görünce kendini hiç olmayacak işlere verdi.Gitti olmadık şeylere bulaştırdı kendini.Neymiş efendim,artık kağıtları saracakmış tenine de sonra onları yırtacakmış ve inanacakmış ki hiç ama hiç bitmeyecek bu sardığı kağıtlar tenine.Yazmadan duramayacak gibi hissedermiş kendini de günün birinde o,penceresinden giri giriveren ilhami artık ona uğramaz olduğunda ve o da uzun bir zamandır yazamadığını idrak ettiğinde ilhaminin bu yaptığından ötürü pes etmemiş ama sayfaları yırttıkça bu defa sayfaların altından çıplak teni gözükmeye başlamış.Bu,kaderinin ona oynadığı minik bir oyun muydu yoksa ilhamiye kızmaya devam mı etmeliydi işte o sıralarda bunu bilemeden yapmaya devam etmiş her ne yapıyor ise.Sonunda ışıl ışıl parıldarken tüm beyazlığı ile karanlıkların orta yerinde ve gecede,kağıtları bitiverdiğinde ve elinde o mürekkebinin son damlası damlayacak olan kalemi ile kalakaldığında ne yapacağını bilemeden teninin üzerine bırakıvermiş kalemi.Nokta olarak düşmüş mürekkebi beyaz teninin üzerine.Mürekkep harflere bürünmüş,harfler son damladaki mürekkep ile kelimeleri giyinmişler,giydirmişler üzerine.Sayfaların bittiği yerde kendisi başlarmış,işte o anda onu anlamış Beyaz Tenli Güzel Kadın!Güzel olduğunu da nereden çıkartmış!Güzelliği gözlerin önüne çıkmış mı ki!Bilmezmiş ki kimseler,tanımazmış bu kadını.Kadın,sadece gecenin en koyu karanlığında Kor Ay ışığında çıkarmış sokakların kollarına.Ve kelimeleri ile yıkarmış gecenin topladığı tüm o gölgelere saklanmış çirkinlikleri.Güzellik,onun yaptığı bu işten ötürü ona verilmiş bir isim olmuş,gelmiş bu zamana kadar onu gören Ay tarafından.Sabah vakti güneşi görmezmiş,göremezmiş.Sadece insanların düşlerinden tanırmış kendini,şeklini.Onun için güneş,gecenin o vaktinde,ayaza dek gördüğü Ay imiş de bu nedenle ona Gece Güneşi der imiş.İşte öyle bir kadın imiş Beyaz Tenli Güzel Kadın...Bölük pörçük yaşantılarda gezinmeye kalkan parmakları ya da arkasından ağladığı arkadaşlıkları olmadı mı hiç ? Neden şimdi gözbebekleri böylesine büyük ve gözlerinin içleri böylesine parıldar sanki içlerinden pınarlar akacakmışçasına .. Anlamsız bakışların ardından yürüyüp duracak olan kim var ki orada , kendinde barındırdığı benlerde ? Yoksa kendinin dahi bilmediği bir başka 'ben'i mi yetişiyor ! Çığlık çığlığa havalanıyor martılar içinde . Martıların isimleri olsa , her birinin kendine haz yüzleri olsa ve o da her birini aslında isimsiz oldukları zaman tanıdığı gibi tanısa isimleri olduğunda da .. Hani tanımakla kalmasa da aynı zamanda da tanıtabilse . Elleri tutabilse de gösterse insanlara , elleri tutabilse de koklasa her birini tüm o maddiyatlarından uzaklaşmış kokularında . Ve sinse her birinin kokusu üzerine ve yıkansa her birinin kendine has kokusu ile . Bilmese başka bir şey kendine dair kokusundan başka , koku olsa kimliği , kokuların harmonisi ... Yemekten ve içmekten ve hatta ve hatta uyumaktan öte düşündüğü , önemli olan şeyler olduğunda insanın hayatında bunları yapmak ister mi diğerlerini yapmak varken , yapabilmek varken ! Gücünün son damlasına dek kendi maddiyatı ile çarpışan kadın güçlü müdür yoksa yaptığı aptallık mıdır kestiremeden . Ama aynı zamanda aptallığı , deliliği ve akıllılığı arasındaki o ince çizgilerin üzerlerinde yürüdüğünü de bilerekten oralarda dolaşmaya devam etse .. Etse parmaklarının ucunda yürümeye . Ta ki takati kalmayana , düşene dek çizgilerden . Yaşını bilmese , kendini bilmese , ruhunda soluk alıp verse , ve sadece ama sadece ruhunda yaşasa .. Bedeni kabuk olmaktan başka bir görev üstlenmeyecek kadar benliğinden soyut kalsa . Satırlarda kalsa göçüp gittiğinden sonra da ; ama ruhunun yarattıkları insanlarda konaklasa sıra sıra ve belki de hepsi bir anda .. Tutup peşinden binlercesini sürükleyemeyecek belki ama görebilen gözlerin önünde olsa daima bu yeter miydi sanki ona ! Belki de hiç bilmemeliydi diğerlerinin varlığını ve çıkmamalıydı gün yüzüne öyle çırılçıplak . Belki de utanmalıydı çıplaklığından utanması gerektiğini öğrettikleri gibi . Ama o bilmedi , o sandı ki en güzel olan doğallığı idi bedenin ve bedeni kullanabilmek demek doğallığının büyüsünde onun farkına varabilmek , onu iliklerine kadar ruhunda hissedebilmek demekti . Böyle düşündü diye yanıldı belki çoğunun gözünde ama bir kısmı etkilendi . Doğallık çarpıcı idi , doğal olana çarpılınırdı ki hissedişi de tam olarak bu yönde idi . Ressamın fırçasını kıskananlardan çok ressamın gözlerinin o şekilde görebilmesini sağlayan ruhunu kıskandı . Ressamın ruhu olmak istedi , ressam olabilmeyi diledi bundan önceki bedenlerinde ve şimdiki bedeninde ve ruhunun dünyaya gelecek olan diğer bedenlerinde de bunu dileyeceğini bilerekten yaşadı , yaşıyor ve insanların güneşi sönene dek de böyle yaşayacağını biliyor . Ama çizememesini asla ve asla ellerinin suçu olarak görmüyor ne de başka herhangi bir şeye yüklemiyor . Umut dedikleri şey insanların olsa olsa bu olur diye düşünmekten de kendini alamıyor . Yazabildiğini sanıyor belki de şarkı söyleyebildiğini sandığı gibi . Belki de sadece düşünüyor ama başka da bir şeyi beceremiyor . Hayatta en iyi yapabildiği şeyin nefes almaktan başka bir şey olmadığını bilecek gibi oluyor . Bunu bildiğinde insanlar ona mütevazı olduğunu mu söylüyor ; yoksa bunu söylediklerinde onunla alay mı ediyorlar ya da çok fazla mütevazı olduğunda gerçek mi sanıyorlar da ona , aslında hiçbir şeyi bilmiyor muamelesi ediyorlar ? Buna ne ölçüde izin vereceğine kendisi karar veremeyecek kadar ilkeli doğallığı konusunda . Düşündüğünü mırıldandığı zaman dudakları , işte o zaman kendi düşüncelerindeki kelimeleri ile insanların kullandıkları kelimelerin aslında bir olmadığını , telaffuzlarının her ne kadar birbirinin aynı olmaları diğerlerini yanıltsa da aslında anlamlarının çok ama çok farklı can bulduğunu fark ediyor . Ve artık bir yerden sonra bu dünyanın onun için sadece ve sadece fark etme dünyası olduğunu düşünüyor da buna göre davranmaya başlaması gerektiğini düşünüyor . Bunun farkında olduğunda zamanın hangi diliminde olduğunu da bilmiyor , insan yaşı ile bedeninin hangi senesinde olduğunu da .. Pek bir önemi olmadığını düşünüyor , yaşayacak işte bu yaşamı da diğer yaşamlarında yaşadığı gibi . Ama dolu dolu olmalı bu da ; neredeyse bir tek bunun ayırdında . İşte her şeyin temelinde bu yatıyor düşüncelerinde . Kısıtlayamıyor kendini de dolu dizgin koşturuyor sokaklarında . Nasıl oluyor da buluyor bu kadar uzun yolları koşturacak ve nasıl oluyor da buralara bu kadar az insan uğrarken bu kadar temiz kalabiliyor da tozlanmıyor bu yollar ya da olmuyor tek bir yaprak dahi sonbaharları geldiğinde bu yollara . Anlamlandıramadığı her ne varsa bugün de aklına geliyor da yine anlamlandırıp bir cevap veremiyor . Acaba kimin gözleri bu kadar uzun bir yolu almaya cesaret edecek de okuyacak diye de merak ediyor hani şimdi yazarken . Ve düşünüyor arkasından da eğlence anlayışı nerede diye . Eğlenmek var mı hayatında ? Bakıyor da sanki bulamıyor gibi . Eğlenmek kelimelerde olur mu hiç ... Kelimelerle oynamaktan hoşlandığını fısıldıyor içinden bir ses . Hoşlanıyorum evet ama kim ne kadar hoşlanıyor başk kelime oyunlarından onu bilmiyor Beyaz Tenli Güzel Kadın ! Pek de önemli değilmiş gibi yazmaya , koşmaya deva ediyor bulduğu tenha yollarda . Ve insanların başladığı noktada biraz durup dinlenmek adına belki de bu defa asla yapmadığı gibi Taksim de kalabalık arasında yavaş yavaş ilerliyor kalabalığın arasında , adeta onların kendini sürüklemesine izin vericesine . Dokundukları her ne varsa onları da inceliyor kendi penceresinden . Kim demişti her insanın bir penceresi vardır kendinin oradan baktığı diye ? Deli bir dişçisi vardı bir ara , hani o demişti sanırım . Adam anlayamamıştı da ne olduğunu onu görünce karşısında . Bilmeden sessizleşmişti kadın da . Düşündürmüştü belki de adamın penceresi onu . Belki de ruhunu Desiré gibi adamınkiyle değiştirme yeteneğine sahipti . O kitabı ne zaman okumuştu peki ? Biri vardı beş sene önce , hani şu sadece bir kitap verip sonra da uzaklaşan insanlar vardır hayatında ya onlardan biri işte . Kitabı ellerinin arasına usulca bırakmıştı kendi ellerinin arasında ve susmuştu sonra da hani . O zaman anlayamamıştı belki ama kendini mi anlatıyordu diye düşünür durur şimdi hani zaman zaman kitap hakkında . Peki o , o na kitabı veren gözlere ne demeli ! O nereden biliyordu da getirip önüne bıraktı kitabı ve sessizce gitti sonra yaşamından ? Pişman oluyor bu aklına gelince de dikkatsizliğinden ötürü . Daha derin incelemeliydi ve belki de kolundan tutup asla bırakmamalıydı , izin vermemeliydi kendinden uzaklaşmasına . Ve belki bir ipucu vardı ondan kendine dair . Desiré'yi hatırlıyor şimdi . O kapatıldığı odada kendi bedeninden uzaklaşabilmesi için verilen ilaçları yutar gibi yapıp yutmayan ve akşam el ayak çekilince ortadan kendi bedeninden çıkıp penceresine gelen güvercinin bedenine giren o kadın bedeninin ruhunu . Yaşayışlarını düşünüyor ondan sonra da o bedeninin kapatıldığı odadan çok uzaklarda olan . İşte değiştirdiği vakit şimdi o da kendi ruhunu adamınkiyle yorulduğunu hissediyor kendi bedenine girdiği vakit . Sanki adamın yaşının tüm yükünü almış gibi . Adam da gençliğinden çalmış gibi . Ve bir zaman sonra ikisi de bir şeylerin farkına vararak susuyorlar ki bu suskunlukları farkındalıklarını gözlerine taşıyıp da çarpana kadar onları yalnız olmadıkları ile . Ama kadın biliyor ki her ne kadar böyle hissettirse de aslında adama , yaşını aldıkça adamdan o daha farklı , o daha yalnız farklılığında . Adam ise yalnızlığını biraz daha sıyırmış üzerinden . Anne babanın çocuklarına hissettirdikleri gibi bir şey olsa gerek diye düşünüyor ne anne ne de baba olmamışken bu bedeninin yaşamında . ... Bir yerde yorgun düşüyor artık bedeni . Uykuya düşmeli şimdi diye düşünüyor da sıcak bir okyanus bulamıyor dalgasızlığında bu mevsimde . Mevsim dinlemiyor ki martıların kokusu , deli deli esiyor kadının rüzgarında . Geceye yaklaşıyor usulca . Gidecek hiçbir yeri yok , ne de kimsesi . Kim var peki gecede bir başına ? Düşünüyor da kendisi gibi hisseden bir güneş olmalı diye ; çünkü o da kendisi gibi ; insanların en güçlü saydıkları , ondan yaşama aldıkları ama insanlara yaşam verdikçe kendini yalnız hisseden gibi . Belki de güneşe gidip orada dinlenmeli diye geçiriyor aklından . Gecedeki güneşe , Gece Güneşine , kendine güneşine .
Beyaz Tenli Güzel Kadın
En Dertsizleri Hangisi Acaba
Sarımtırak havanın hüküm sürdüğü gri şehir İstenbul'dan
Günlerden pazarmış da sanki oturtmuş beni masanın başına dışarıda yağan kar . Sanki izin vermemiş tüm bu zamanların yağmış olan en büyük karlı havası imiş gibi İstanbul üzerine . Hatırlamazmış gibi kendini 87'nin Martında yaptıkları ile . İnsanlar sıcak evlerinde ya miskin miskin oturup en büyük eğlenceleri olan televizyon karşısında pinekliyorlar şimdi ya da yaşını almışları hatırlayıp huzursuz oluyorlar onları ziyaret edemedikleri için . Oysa dün hava gayet iyi idi ve dün istese idiler gidebilirlerdi ailecek ziyaretlerine ama dün işleri vardı . Bugün ise hava yola koyulmaya uygun değil . Oturmasam da dışarı çıkıp yalın ayak dolaşsam mı üzerlerinde ? Sadece yumuşak dokunuşlarına odaklayacak kadar kendimi uyuşmasını beklesem soğuktan çıplak ayaklarımın sonra . O halde dolaşsam üzerlerinde . İnsanların sessizliklerinde çok azının pencerelerinin önünde sıcak kahvelerini yudumladıkları bu saatlerde . Kar yağınca ne kadar da sessiz olur ki ortalık ayakkabısız olduğu vakit dahi insan o belli belirsiz minik dokunuşlarının sesini duyar yürürken üzerlerinde . Şehirde yaşamak ise kar sessizliğini çok da garip gelmesi gereken bir durumdur insana . Araçların trafiğe çıkamayacağı , hatta çocukların dahi kartopu oynamaya izinlerinin olmadığı bir zamanı beklemeli çıkıp o havanın sıcağını hissetmek için teninde . Beş günlük bebek babasının kucağında , şehrin yolları boyunca uzanan uzun ışıklı kolyesi kimsenin dikkatini çekemediği için üzülürken . Kimileri mutlu iken , kimileri mutsuz ; kimileri orada ve kimileri de burada iken . Kimileri düşünürken ve kimileri düşünenelerin ürettiklerini düşünmeden midelerine indirirken . Kimileri masasının başında bir pazar gününün heyecansızlığı ve karmaşası içerisinde yaşamadıklarını yazmaya çalışırken .. Karların bembeyazlığındaki sessizliğine bırakmalı insan kendini ; açıp kollarını bacaklarını . En güzel melek izini yapmalı hayatında yapmış olduğunu savunabileceği . Bu ıssızlık ve sessizlikte kendinden başkası ile yarışamayacağından sadece kendi geçmişindekilere bakmalı . Gözlerini kapatmalı sonra . Kar taneleri nasıl da usul bir delilikle düşüyor şimdi gözkapaklarına !
Yeniden
Tamam , ışıkları yakın bu gece . Bu gece tüm ışıklar yansın ve şehir aydınlansın istiyorum . Neden mi ? Bilmem , istiyorum işte . Pencereden dışarı bakıp iç geçiriyorum kendimce ışıkların yanıyor olması için tüm şehrin üzerinde . Yanan ışıkların her birinde düşünülüyor olmak istiyorum . Ve sessizlikte iken kimileri fısıltılarında dans etmeyi diliyorum . Zihinlerinde olsam , sıcak koyunlarına girsem diye bakıyorum her birinin ? İnsanların nefesleri olmasa , diyorum , belki bu söylediğim bir zaman gelir de gerçek olur ama insanların nefesleri dokunduğu vakit tenime irkiliyorum . Nefesler beni ürkütüyor ve kimisi de yapışıp kalıyor tenimde sanki . Ama zor değil onlardan kurtulmak yine de . Ne de olsa adım soğuk benim . Gecede gelir sabaha dek kalırım şehrin kolları arasında. İnsanları sarar sarmalarım . Çoğu beni düşünmez sıcak evlerinde gece vakti ama sıcaklık kaybolduğunda inceden inceye akıllara gelir , yerleşirim . Kimisi puf puf yorganının altına girer de çoğu zaman bilinçsizce benden korunmak istediğinin , kimisi de başka yöntemler bulur kendini ısıtmaya ama aslında hepsi bir amaç uğrunadır düşünmeden de olsa . Dönüp dolaşmak benim de başımı döndürür oldu aslında artık . Kısa süreli bir tatile ihtiyacım olduğunu düşündüğümden herhalde sakin bir yer bulduğum zaman orada kalmayı tercih eder oldum son zamanlarda . Yaşlılık değil bu aslında biliyorum ama yine de bir garip hissediş var bedenimde . Ben de mi üşüyorum ne zaman zaman ? Aslında soğuk olarak korkmama gereken sıcaklamaktır ama ? Bu nedenledir ki işte İstanbul?a uğramaz oldum bu kış mevsiminde . İstanbullu gri gökyüzü altında halinden memnundur büyük olasılıkla ama diğer yandan karı ve yağmuru da özleyenler vardır belki , bilmiyorum . Ben özleniyor muyum acaba ? Kimse beni hatırlayıp bir iki satır dahi yazmazken ben neden kalkmış şimdi onları düşünür oldum bunu da bilmiyorum ama ? Neyse ..
Kış mevsimi geldi takvim sayfalarında aslında ama bir şeyi eksik bu sayfaların . İnsanlar farkında değil ya da bu hallerinden memnunlar ; bilemiyorum . Yokluk aslında kendini somut bir şekilde hissettiriyor bende ama sanırım sadece bende . Ne doğru dürüst yağmur yağıyor da etrafı çamura buluyor İstanbul?da ne de kar denen o beyaz örtüden ses seda var . Oya bugün ocak ayının beşinci günündeyiz ki şunun şurasında mart ayına ne kaldı . Tamam , şimdi diyeceksiniz martın kapıdan baktırıp evdeki kazma ve kürekleri yaktırdığını ama mart ilkbahar kokan nefesini bir kere verdi mi doğaya her şey de değişir . Hatırlıyorum 87 martı öyle bir marttı işte . Çetin geçen kış mevsiminin demlikteki en demlenmiş halinde bir bardak çay misali . Koyu , kokulu , aromalı bir mevsim sonu ve mevsim başı . Ah ? ne zamanlardı o zamanlar . Ben o sıralar daha küçüktüm ama ben şimdide küçüğüm (?) ! Yeni yıl geliyor , gelecek , geldi gelecek , hadi kapıyı çaldı derken bir de bakmışız yokuş aşağı kaymaya başladık tepesinden . Süratle . İvme kazanıp çabucak bitirecekmişiz gibi geliyor mu sizlere de bu yılı bilmiyorum ama sanki zaman bir garip seyrediyor hayatlarımızda. Aslında zaman yine aynı zaman ama o yok mu o ? Hep onun yüzünden bu başımıza gelen his nöbetleri . Gelmedi gitti bu defa . Anlamıyorum , onun da emekli olma yaşı falan mı var ya da yaşlandı da belini mi doğrultamıyor ? Bir bulsam o Noel Baba?yı soracağım bunu da ama O da sanki almış haberlerini ona soracağım sorular listesinin de uğramamak için bahaneler buluyor da duruyor . Oysa ben de her çocuk gibi bacamdan aşağı süzülecek bir Noel Baba?yı hak ediyorum . Etmiyor muyum ? Bilemeyeceği şeyler değil ki hem bu soruların cevapları onun için ? Neden gelmiyorlar bunların ikisi de peki ? Soğuk olanı mumla aramak mı acep hata ? Soğuk , sıcaktan korkuyordur belki ? Ama ışıklı ortamları seviyor bunu biliyorum . Çünkü karanlıkta oturduğum zaman pencerenin önünde uğramıyor bana . Nerde ışık var gidip oraya çarpıyor kendini , gidip onlara hissettiriyor . Ama belki de bu defa sadece ve sadece dinlenecek karanlık bir köşe arıyor da olabilir . Belki de bulmuştur da ondan gelmiyordur (?) . Açsam kollarımı , parmağımı o minik kız çocuğu edası ile büklüm büklüm yapıp tüm miniklik cazibemi kullanarak çağırsam onu duyup da gelir mi acep buralara ? Saklanacak bir yer arıyorsa kuytuda köşede kalmış benim odamdaki oyuncak sepetini de kullanabilir , onun için hazırlarım ben onu . Mumu söndürdüm şimdi gidip masamın başına . Patiklerimi de çıkarttım ayaklarımdan . Saçlarımı taradım . Pencereyi aralık bıraktım gelmeye karar verir diye . Ama bacayı kapattım diğer tepenin başına kadar : Noel Baba?ya darıldım sanırım ..

