Bezelye Yanına Pilav
Uykusuzluk hali öyle bir durum oldu ki artık uyuduğum geceleri bir garip sayıyorum kendime .
İlle de bir yerlerde düşüp kalacağım uykuya . Bu yer hiç fark etmiyor aslında : masa başı , yatak
yanı , servis koltuğu ya da loş herhangi bir ortam olabilir ama yatak olmayacak ille de . Çok
nadir yatağa girip uyuduğumu biliyorum şu son zamanlarda . Orası sanki masamın bir parçası
da o amaçla kullanılıyormuş gibi : içinden başka neden defter ve kitap toplayayım ki ...
Mantıklı açıklamaları yok yaptıklarımın aslında mantıklı bir insan sayılabiliyor olmama
rağmen . Bu yaptıklarım her ne kadar beni bu konuda şüphelere sürüklese de sanırım var olan
bu yetenek şimdilik bir yerlerde saklanmak ile meşgul sadece ; en azından ben öyle umuyorum ,
geçici olması için durumun . Hal ve gidişat böyle olunca uykuya düştüğüm zamanların sonunda gözümü açtığım saatler
uykudan , haliyle günün herhangi bir saati olabiliyor tıpkı düştüğüm gibi ... Bu nedenle , şimdi
sabah kalkar kalkmaz mutfağa girip tüm hıncımı bezelye yanına bir de pilav yaparak
geçirdiğimi söylediğimde ?kalkar kalkmaz saatleri?nin sabahın körü olmadığını anlayacaksınız
. İnsanların bu zamana kadar bana söyledikleri birçok şey oldu beni kızdıran , kızdırabilecek
olan . Ve ben bu kötü huyumu işte o vakit fark ettim : ben o anda sinirlenirsem sinirleniyorum
sonra geçiyor sinirim . Kin de tutamıyorum .. Aslında tutmak istiyorum ; çünkü bu çok daha
insancıl , çok daha az yıpratıcı . Unutup gitmek ne diye ... Kendime soruyorum da yanıtını
alamıyorum ... Kimi zaman hiçbir şeyin faydası olmuyor kimi şeylerin üstesinden gelebilmek için . Bağırsan
çağırsan ya da oturup yazmaya ve kendine anlatmaya çalışsan ya da başka herhangi birine
anlatsan derdini o an seni dinlemese , sadece karşında otursa bile ... Olmuyor ... Her şey bir
yalancı ; her şey öylesine yalancı geliyor işte ..Ama saplantılı bir şekilde olup bitenlere ,
oldurulup bittirilenlere hak veriyorsun . Bunu nasıl yapabiliyorum bilmiyorum ama oluyor işte .
Lakin kimi zaman bu mümkün olmuyor . Öyle durumlarla karşılaşıyorsun ki onu haklı çıkartacak herhangi minik bir uç dahi
bulamıyorsun onda var olan . Öfkeni nasıl da yutuyorsun o zamanlarda hayret ediyorum !
Karşında , sesini yükseltip kendi doğru bildiğini ama aslında hiçbir yanıyla içinde bulunduğu
topluluğun doğrularına uygun olmayanları savunuşunu izliyorsun . Sesini yükselttiği vakit sus
pus olacağını sanıyor , öyle de oluyorsun ; ama onun sandığı nedenden ötürü değil . Aslında
içinde büyüyen sesin onunkini de öfkenin sesini de bastırabilecek kadar gür olduğunu bilirken ,
karşında sesinin perdesini yükseltene aldırış etmeden kendi içindeki bu durumla boğuşuyorsun .
Gülümsemek , o anlarda en sinir bozucu şey karşındakine . Bunu biliyorsun ya 'gülümse'
diyorsun kendine . Son noktayı sen koyup susturmayı da biliyorsun . Güç hangisinde , erdem
hangisinde ?İnsanların öfkelerini anlatamayışlarına üzülüyorum aslında . Ses yükseltişleri sadece
çaresizliklerinin göstergesi . Huzursuz edişleri etrafındakileri kendi içlerindeki
huzursuzluklarının dışarıya yansıması . Ne yazık ki bunu göremeyecek kadar kendilerine küsler
. Korktukları hakkında yüksek sesle konuşmayı adet edinenler onlar . Ve ne yazık ki
okuduklarında dahi şu satırları kendilerini buralarda bulamayacak olanlar .Sorumluluklardan mı bahsediyoruz ? Öncelikle kendine karşı olan sorumluluklarını esas almalı
o halde insan . Yaşadıkça acaba şu dünyada düşüncelerinde daha mı az kendine yer veriyor
insan ? Böyle mi olması gerekiyor yani ? Anlamlandıramıyorum . Bazen ben sinir bozucu da
olabiliyorum böyle düşünüp , düşünmekle kalmayıp bu düşündüklerimi uygulamaya
dönüştürdüğümde . İş , düşünüp çenenin laf yapmasında değil demek . Eğer bu davranışımla
ben sinir bozucu olduğumu işitmiş isem bence bu olumlu bir sonuçtur . Şimdi merak ediyorum
aslında : daha da sinir bozucu olabildim mi ?
This entry was posted on 16:29
and is filed under
Kişisel
.
You can follow any responses to this entry through
the RSS 2.0 feed.
You can leave a response,
or trackback from your own site.
0 çentik:
Yorum Gönder