Pınar Arpacı
Kategori:
Kişisel
En Dertsizleri Hangisi Acaba
Aslında hayatın içinde sinirlenmesi için varolan o kadar fazla şey var ki insanın . İnsan her an , varolan her şeye sinirlenebilir . Kendinde bu hakkı bulup sinirlenenler yok mu ; var . Onları her gün orada burada her yerde görüyoruz . Maça gidip kafa göz kıranllar , sokakta önündeki arabanın yeşil ışık yandığında bir saniye olsun geç kalkmasına tahammül edemeyenler ... Etrafımız bu hakkı kendinde gören insanlarla dolup taşmıyor mu ! Bunların arasında pozitif kalmak kadar güç olanı var mı peki ? Bir defasında hatırlıyorum , arkadaşlarımdan biri o sinirinden bir şeye ağlarken ben gülüyorum diye karşısında bana bağırmıştı . Ve bana sinir olmaktan öte uyuz olduğunu bildirmişti . Kendimi nerelere koyacağımı ve gözünden nasıl saklayacağımı bilemedim . Ne o garip baş dönmelerinden birini yaşadım azarlandığımda yaşadığım ne de hissedişimde en ufak bir değişiklik oldu . Ama o benim arkadaşım olarak kabullendiğimdi , ve her ne olursa olsun onun gözünün önünde var olmam o an için sinirlerinin bozulmasına biraz daha etki ediyordu . İşte sırf bu nedenle uzaklaştım yanından , başka bir sebebi yoktu . Kollarımı birbirleri içine dolayıp bir köşeden o beni görmeden onu izledim . Önce dudaklarımdaki o gülümseme ile bir süre ama ondan sonra gülümseme amacını değiştirdi . Ben düşünmüştüm ki karşısında gülümseyerek durursam eğer o da bir yerden sonra gülümsememe dayanamayıp unutacak o sinirini ya da hafifletecek kendi içinde bu hissedişi ve gülecek bir yerden sonra . Ama anladım ki o sinirlenmek istiyormuş ya da hayatının herhangi bir döneminde ona bu şekilde davranılmamış . Ama şimdi , onu bu köşeden bu şekilde izlerken gülümsemem önce şefkate daha sonrasında ise kendini kaybolmaya odaklamış . Usulca yanına yaklaşıp izin vermeliydi belki de sadece omuzumdaki bir yere kendini bırakmasına . Geç mi kalmıştım , sanmıyorum . O halde yanına gittiğimde tekrar ve bunu yaptığımda kabul etmezdi ki benim sunduğumu ona . O gün o beni , ben de bazı zamanlarda insanlara sadece kendilerini bırakabilecekleri bir omuzun gerekliliğini öğrenmiştim . Verimli bir gündü . Ne zaman nerede peki ? Öylesine yer edinmiş şeyler var işte insanların sahip olduğu . Güçlü görünmek zorunda oldukları anlar ve ne zaman kendilerini bu güçlü görünme durumundan uzaklaşatırmaları gerektiğini bilmeleri gereken anlar . Elleri kolları bağlı olan bir insanın çaresizce çığlık atışları gibidir o vakitlerde duygular hani insanın içinde . Fırtınalar kopar ama dışarıdan bakıldığında oldukça dingin gözükür . Dudakları söylemek istediklerini gizler de onu tanıyan kimse anlam veremez neyi nasıl demek istediğini . Düğüm düğüm olmak nedir bilir misiniz böyle anlarda ? Ya da hiç böyle anların içinden sağ çıkabildiniz mi ? Benim bahsettiğim güçlüymüş gibi görünmek ama aslında kendinizi kandırmaktan başka bir şey olmayan şu anlar . İnsan pek tabii hisleri doğrultusunda kararlar verme hakkına sahip bir canlı ama dürtüleri ile kendini suyun akışına bırakamayacak kadar da engelleri olan kendi içinde . Önemli olan kendi içinde sahip olduğu tüm dengelerin ayırdında olması ve onları en verimli şekilde kullanmayı bilmesi . Bu aslında pek de farklı değil hani hangi elbisenin altına hangi ayakkabının gideceğini seçmekten . Hangi anlarda , hangisinden ne kadarını katıp ortaya kendiniz ile birlilte çıkarmasını bilmelisiniz . Pek tabii kolay bir iş değil ; ama dünyaya insan olarak gelmiş olan bir canlı iseniz kolay olmasını beklemek kadar saçma bir düşünce olamaz kafanızda yaşamınızın . Doğadaki en karmaşık ve en zor şartlara insan olan maruz kalır ; hani şu kendini yaratılmışların en zeki olarak kabul edeni . Ki öyledir de zaten , benim buna diyecek bir lafım yok . Ama bu kendini kolaya bırakmalar efenim , benim anlayamadığım şeyler bunlar . Gökyüzünden bir yerlere süzülen bir tüy kadar dertsiz olmak ister insan kimi zaman . Onun başında sanki hiçbir dert yokmuş gibi . Keşke Tanrıları duysalar da insanların bu isteklerini tam da o anda yerine getirseler . Madem bu kadar çok istiyorlar bunu ve dudakları arasından çıkmaya dahi cesareti var bu isteğin o halde neden onları insan kılıkları altında tutunmaya zorluyor ki ! Onlar sanıp dursunlar en dertsiz olanın şu süzülen tüy olduğunu . Yaşamak , diyorum azizim , güzel şeydir . Fakat farkına varmak gerkir neresinde neler var . Tüm kavşakları dönülmek için konulmuştur varoldukları yerlere , atlamak isteği ne diye ! Yolları yürünmeli , bu yollarda yaya olanlar sevilmeli . Kızmak .. pek tabii kızılacak olanlara da kızılmalı ama bu anlarda size gülümseyenelere gülümsemeli . Başka nasıl olacak da devam edeceksiniz o zaman : somurtarak mı hayata , diğer karşılaştığınız insanlara ? Somurtuk olarak hatırlanmaktansa kendimi odalara kapatıp insan görmemeyi tercih ederim .
This entry was posted on 12:34
and is filed under
Kişisel
.
You can follow any responses to this entry through
the RSS 2.0 feed.
You can leave a response,
or trackback from your own site.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 çentik:
Kızgınlık anları, insanın en saçma görüntülerinin sunulduğu, fakat en yoğun duygu bombardımanın olduğu süreçtir.
Karşındakini bazen korkutsa, üzse de yaşanması gereken zamanlarda o kadar gereklidir ki...
Fakat olay tamamiyle şuna bağlı: sinirleri kontrol etme. Bu yeteneğe sahip olabilen maalesef çok az gezegenimizde...
Pek tabii insanların konuşmalarını kendilerine göre anlamlandırmaları görüldük bir şeydir ; tıpkı yazılanları da kendilerine göre anlamlandırıp yorumlamaları gibi . Sadece bir şey olmak için konuşanlar da vardır ama aynı zamanda bir şey oldukları için konuşanlar da .Elimi şöyle bir uzattığımda hangisinden kaç tanesine çarptığım konusunda kimin bir fikri var ki benim de olsun ! Bazen sandıklarım aslında sandıklarım olmadıklarını da gösteriyorlar bana . Kimi zaman öyle bir bağırıp dağıtmak istiyorum kafamdan hepsinin düşüncelerini , hepsinin seslerini ama ya onlar buna izin vermiyor ya da bendeki benlerde olan her ne varsa onlara dair bunlar izin vermiyor bağırıp çağırmama . Kelimelerimin daima güçlü olduklarını düşünüyorum verdiğim bu anlık ve geçici tepkilerden ama o da yine anlayan için anlayabildiği kadarıyla ; kendinde yorumladığı ölçüde . Şimdi elimi uzatıp dokunduğum zaman önüme çıkmış olana onu orada bulamıyorum . Artık daha da bir nadir oluyor beni dinleyen insanlar . Dokuz köyden kovulan şu doğrucular gibi hissediyorum kendimi ama biliyorum ki ne o doğruculardan biriyim ne de olacağım . Ben sadece benim ve ben olmamdan ötürü susamıyorum da sürekli konuşuyorum ne de bağırabiliyorum . Kızgınlık değildi aslında orada anlatmak istediğim , anlatmak istediğim aslında bir şeyi , bir şeyleri ararken aslında bir şeyden ziyade bendeki hiçbirşeylerin farkına varmam oldu . Ya da ...
Yorum Gönder