Beyaz Tenli Güzel Kadın'ın Hikayesinden ..

Aslında en başında minik adımları vardı.Engel olamadığı ve de bir süre sonra engel olmak istemediği.Elinin altında kalemi ve kağıdı olsa bu ona yeterde artardı bile.Başka bir şey istemezdi hayattan insanları gülerken görmekten öte.Ama bir süre sonra artık bunun da pek bir öneminin kalmadığını görünce kendini hiç olmayacak işlere verdi.Gitti olmadık şeylere bulaştırdı kendini.Neymiş efendim,artık kağıtları saracakmış tenine de sonra onları yırtacakmış ve inanacakmış ki hiç ama hiç bitmeyecek bu sardığı kağıtlar tenine.Yazmadan duramayacak gibi hissedermiş kendini de günün birinde o,penceresinden giri giriveren ilhami artık ona uğramaz olduğunda ve o da uzun bir zamandır yazamadığını idrak ettiğinde ilhaminin bu yaptığından ötürü pes etmemiş ama sayfaları yırttıkça bu defa sayfaların altından çıplak teni gözükmeye başlamış.Bu,kaderinin ona oynadığı minik bir oyun muydu yoksa ilhamiye kızmaya devam mı etmeliydi işte o sıralarda bunu bilemeden yapmaya devam etmiş her ne yapıyor ise.Sonunda ışıl ışıl parıldarken tüm beyazlığı ile karanlıkların orta yerinde ve gecede,kağıtları bitiverdiğinde ve elinde o mürekkebinin son damlası damlayacak olan kalemi ile kalakaldığında ne yapacağını bilemeden teninin üzerine bırakıvermiş kalemi.Nokta olarak düşmüş mürekkebi beyaz teninin üzerine.Mürekkep harflere bürünmüş,harfler son damladaki mürekkep ile kelimeleri giyinmişler,giydirmişler üzerine.Sayfaların bittiği yerde kendisi başlarmış,işte o anda onu anlamış Beyaz Tenli Güzel Kadın!Güzel olduğunu da nereden çıkartmış!Güzelliği gözlerin önüne çıkmış mı ki!Bilmezmiş ki kimseler,tanımazmış bu kadını.Kadın,sadece gecenin en koyu karanlığında Kor Ay ışığında çıkarmış sokakların kollarına.Ve kelimeleri ile yıkarmış gecenin topladığı tüm o gölgelere saklanmış çirkinlikleri.Güzellik,onun yaptığı bu işten ötürü ona verilmiş bir isim olmuş,gelmiş bu zamana kadar onu gören Ay tarafından.Sabah vakti güneşi görmezmiş,göremezmiş.Sadece insanların düşlerinden tanırmış kendini,şeklini.Onun için güneş,gecenin o vaktinde,ayaza dek gördüğü Ay imiş de bu nedenle ona Gece Güneşi der imiş.İşte öyle bir kadın imiş Beyaz Tenli Güzel Kadın...Bölük pörçük yaşantılarda gezinmeye kalkan parmakları ya da arkasından ağladığı arkadaşlıkları olmadı mı hiç ? Neden şimdi gözbebekleri böylesine büyük ve gözlerinin içleri böylesine parıldar sanki içlerinden pınarlar akacakmışçasına .. Anlamsız bakışların ardından yürüyüp duracak olan kim var ki orada , kendinde barındırdığı benlerde ? Yoksa kendinin dahi bilmediği bir başka 'ben'i mi yetişiyor ! Çığlık çığlığa havalanıyor martılar içinde . Martıların isimleri olsa , her birinin kendine haz yüzleri olsa ve o da her birini aslında isimsiz oldukları zaman tanıdığı gibi tanısa isimleri olduğunda da .. Hani tanımakla kalmasa da aynı zamanda da tanıtabilse . Elleri tutabilse de gösterse insanlara , elleri tutabilse de koklasa her birini tüm o maddiyatlarından uzaklaşmış kokularında . Ve sinse her birinin kokusu üzerine ve yıkansa her birinin kendine has kokusu ile . Bilmese başka bir şey kendine dair kokusundan başka , koku olsa kimliği , kokuların harmonisi ... Yemekten ve içmekten ve hatta ve hatta uyumaktan öte düşündüğü , önemli olan şeyler olduğunda insanın hayatında bunları yapmak ister mi diğerlerini yapmak varken , yapabilmek varken ! Gücünün son damlasına dek kendi maddiyatı ile çarpışan kadın güçlü müdür yoksa yaptığı aptallık mıdır kestiremeden . Ama aynı zamanda aptallığı , deliliği ve akıllılığı arasındaki o ince çizgilerin üzerlerinde yürüdüğünü de bilerekten oralarda dolaşmaya devam etse .. Etse parmaklarının ucunda yürümeye . Ta ki takati kalmayana , düşene dek çizgilerden . Yaşını bilmese , kendini bilmese , ruhunda soluk alıp verse , ve sadece ama sadece ruhunda yaşasa .. Bedeni kabuk olmaktan başka bir görev üstlenmeyecek kadar benliğinden soyut kalsa . Satırlarda kalsa göçüp gittiğinden sonra da ; ama ruhunun yarattıkları insanlarda konaklasa sıra sıra ve belki de hepsi bir anda .. Tutup peşinden binlercesini sürükleyemeyecek belki ama görebilen gözlerin önünde olsa daima bu yeter miydi sanki ona ! Belki de hiç bilmemeliydi diğerlerinin varlığını ve çıkmamalıydı gün yüzüne öyle çırılçıplak . Belki de utanmalıydı çıplaklığından utanması gerektiğini öğrettikleri gibi . Ama o bilmedi , o sandı ki en güzel olan doğallığı idi bedenin ve bedeni kullanabilmek demek doğallığının büyüsünde onun farkına varabilmek , onu iliklerine kadar ruhunda hissedebilmek demekti . Böyle düşündü diye yanıldı belki çoğunun gözünde ama bir kısmı etkilendi . Doğallık çarpıcı idi , doğal olana çarpılınırdı ki hissedişi de tam olarak bu yönde idi . Ressamın fırçasını kıskananlardan çok ressamın gözlerinin o şekilde görebilmesini sağlayan ruhunu kıskandı . Ressamın ruhu olmak istedi , ressam olabilmeyi diledi bundan önceki bedenlerinde ve şimdiki bedeninde ve ruhunun dünyaya gelecek olan diğer bedenlerinde de bunu dileyeceğini bilerekten yaşadı , yaşıyor ve insanların güneşi sönene dek de böyle yaşayacağını biliyor . Ama çizememesini asla ve asla ellerinin suçu olarak görmüyor ne de başka herhangi bir şeye yüklemiyor . Umut dedikleri şey insanların olsa olsa bu olur diye düşünmekten de kendini alamıyor . Yazabildiğini sanıyor belki de şarkı söyleyebildiğini sandığı gibi . Belki de sadece düşünüyor ama başka da bir şeyi beceremiyor . Hayatta en iyi yapabildiği şeyin nefes almaktan başka bir şey olmadığını bilecek gibi oluyor . Bunu bildiğinde insanlar ona mütevazı olduğunu mu söylüyor ; yoksa bunu söylediklerinde onunla alay mı ediyorlar ya da çok fazla mütevazı olduğunda gerçek mi sanıyorlar da ona , aslında hiçbir şeyi bilmiyor muamelesi ediyorlar ? Buna ne ölçüde izin vereceğine kendisi karar veremeyecek kadar ilkeli doğallığı konusunda . Düşündüğünü mırıldandığı zaman dudakları , işte o zaman kendi düşüncelerindeki kelimeleri ile insanların kullandıkları kelimelerin aslında bir olmadığını , telaffuzlarının her ne kadar birbirinin aynı olmaları diğerlerini yanıltsa da aslında anlamlarının çok ama çok farklı can bulduğunu fark ediyor . Ve artık bir yerden sonra bu dünyanın onun için sadece ve sadece fark etme dünyası olduğunu düşünüyor da buna göre davranmaya başlaması gerektiğini düşünüyor . Bunun farkında olduğunda zamanın hangi diliminde olduğunu da bilmiyor , insan yaşı ile bedeninin hangi senesinde olduğunu da .. Pek bir önemi olmadığını düşünüyor , yaşayacak işte bu yaşamı da diğer yaşamlarında yaşadığı gibi . Ama dolu dolu olmalı bu da ; neredeyse bir tek bunun ayırdında . İşte her şeyin temelinde bu yatıyor düşüncelerinde . Kısıtlayamıyor kendini de dolu dizgin koşturuyor sokaklarında . Nasıl oluyor da buluyor bu kadar uzun yolları koşturacak ve nasıl oluyor da buralara bu kadar az insan uğrarken bu kadar temiz kalabiliyor da tozlanmıyor bu yollar ya da olmuyor tek bir yaprak dahi sonbaharları geldiğinde bu yollara . Anlamlandıramadığı her ne varsa bugün de aklına geliyor da yine anlamlandırıp bir cevap veremiyor . Acaba kimin gözleri bu kadar uzun bir yolu almaya cesaret edecek de okuyacak diye de merak ediyor hani şimdi yazarken . Ve düşünüyor arkasından da eğlence anlayışı nerede diye . Eğlenmek var mı hayatında ? Bakıyor da sanki bulamıyor gibi . Eğlenmek kelimelerde olur mu hiç ... Kelimelerle oynamaktan hoşlandığını fısıldıyor içinden bir ses . Hoşlanıyorum evet ama kim ne kadar hoşlanıyor başk kelime oyunlarından onu bilmiyor Beyaz Tenli Güzel Kadın ! Pek de önemli değilmiş gibi yazmaya , koşmaya deva ediyor bulduğu tenha yollarda . Ve insanların başladığı noktada biraz durup dinlenmek adına belki de bu defa asla yapmadığı gibi Taksim de kalabalık arasında yavaş yavaş ilerliyor kalabalığın arasında , adeta onların kendini sürüklemesine izin vericesine . Dokundukları her ne varsa onları da inceliyor kendi penceresinden . Kim demişti her insanın bir penceresi vardır kendinin oradan baktığı diye ? Deli bir dişçisi vardı bir ara , hani o demişti sanırım . Adam anlayamamıştı da ne olduğunu onu görünce karşısında . Bilmeden sessizleşmişti kadın da . Düşündürmüştü belki de adamın penceresi onu . Belki de ruhunu Desiré gibi adamınkiyle değiştirme yeteneğine sahipti . O kitabı ne zaman okumuştu peki ? Biri vardı beş sene önce , hani şu sadece bir kitap verip sonra da uzaklaşan insanlar vardır hayatında ya onlardan biri işte . Kitabı ellerinin arasına usulca bırakmıştı kendi ellerinin arasında ve susmuştu sonra da hani . O zaman anlayamamıştı belki ama kendini mi anlatıyordu diye düşünür durur şimdi hani zaman zaman kitap hakkında . Peki o , o na kitabı veren gözlere ne demeli ! O nereden biliyordu da getirip önüne bıraktı kitabı ve sessizce gitti sonra yaşamından ? Pişman oluyor bu aklına gelince de dikkatsizliğinden ötürü . Daha derin incelemeliydi ve belki de kolundan tutup asla bırakmamalıydı , izin vermemeliydi kendinden uzaklaşmasına . Ve belki bir ipucu vardı ondan kendine dair . Desiré'yi hatırlıyor şimdi . O kapatıldığı odada kendi bedeninden uzaklaşabilmesi için verilen ilaçları yutar gibi yapıp yutmayan ve akşam el ayak çekilince ortadan kendi bedeninden çıkıp penceresine gelen güvercinin bedenine giren o kadın bedeninin ruhunu . Yaşayışlarını düşünüyor ondan sonra da o bedeninin kapatıldığı odadan çok uzaklarda olan . İşte değiştirdiği vakit şimdi o da kendi ruhunu adamınkiyle yorulduğunu hissediyor kendi bedenine girdiği vakit . Sanki adamın yaşının tüm yükünü almış gibi . Adam da gençliğinden çalmış gibi . Ve bir zaman sonra ikisi de bir şeylerin farkına vararak susuyorlar ki bu suskunlukları farkındalıklarını gözlerine taşıyıp da çarpana kadar onları yalnız olmadıkları ile . Ama kadın biliyor ki her ne kadar böyle hissettirse de aslında adama , yaşını aldıkça adamdan o daha farklı , o daha yalnız farklılığında . Adam ise yalnızlığını biraz daha sıyırmış üzerinden . Anne babanın çocuklarına hissettirdikleri gibi bir şey olsa gerek diye düşünüyor ne anne ne de baba olmamışken bu bedeninin yaşamında . ... Bir yerde yorgun düşüyor artık bedeni . Uykuya düşmeli şimdi diye düşünüyor da sıcak bir okyanus bulamıyor dalgasızlığında bu mevsimde . Mevsim dinlemiyor ki martıların kokusu , deli deli esiyor kadının rüzgarında . Geceye yaklaşıyor usulca . Gidecek hiçbir yeri yok , ne de kimsesi . Kim var peki gecede bir başına ? Düşünüyor da kendisi gibi hisseden bir güneş olmalı diye ; çünkü o da kendisi gibi ; insanların en güçlü saydıkları , ondan yaşama aldıkları ama insanlara yaşam verdikçe kendini yalnız hisseden gibi . Belki de güneşe gidip orada dinlenmeli diye geçiriyor aklından . Gecedeki güneşe , Gece Güneşine , kendine güneşine .
Beyaz Tenli Güzel Kadın
This entry was posted on 15:43
and is filed under
Kişisel
.
You can follow any responses to this entry through
the RSS 2.0 feed.
You can leave a response,
or trackback from your own site.
1 çentik:
Sanırım insanı ısıtandır, hayatının güneşi olan. İster Ay olsun bu, ister Plüton, ister Mars. Fark etmez gezegen adı. Önemli olan, karşısındaki ısıtması, sıcak kollarıyla sarıp sarmalayabilmesi, yakmamayı bilerek.
Ve insanın yapması gereken tek şey de, bulduğunda kaçırmamak o güneşi. Çünkü herkese bir güneş düşmemekte günümüz dünyasında.
Bulutların arasından, bir an olsun bir güneşe bakabilmek için çabalayanlara dikkat etmeli, güzel olduğunu zanneden kadın. Ne olur, ne olmaz...Burası Dünya.
Karşısındakiler de, insan denen hayvan türleri: doymak nedir bilmez!
Yorum Gönder