Bir Deli Saatinden 2
Yine mi uyandırdınız ? Rica ederim dokunmayınız ; görmüyor musunuz : saçlarım açık ve dağınık , gözümde ise orada nadiren bulunan mavi çerçevelerim var burnumun ucuna doğru kaymış . Pek tabii şimdi burnumun minik olduğundan ve birazdan bu kemik çerçevelerin de orada duramadan kayıp düşeceklerinden bahsetmekte özgürsünüz fakat bunu duymak istemiyorum ne de bana karşı takındığınız şirin tavıra tanıklık etmek niyetindeyim . Efendim ? Siz böyle bir şey yapmayacak mıydınız ? Sorun değil : dedim ya bugün diğer günlerden biraz daha farklı bir deli hücresinde . Nerede bitirmiştik sizde ? Sizde nerede bitirdiğimizi soruyorum , evet , çünkü bende hiç başlamadı ya da hiç bitmedi . Bir akranımın dediği gibi 'arada sadece virgüller var yaşamımızda' .
Size zamansızlığımı paylaşmayı mı önermiştim ? Yoksa hala atamadınız mı üzerinizden o günkü yorgunluğu ? Tamam , sorular yok ; sorular sizi yordukları için saklanacaklar bir süre . Ama şunu da bilin ki sorular daima oralarda bir yerlerde sizin iyi olmanızı bekliyor olacaklar . Şimdi izin veri o halde saçımı bir tutturayım şu zararsız lastik parçası ile . hmm.. bir de ben şunu anlamam : neden zarar vereceğimizi düşünür durursunuz kendimize . Aklımızdan bile geçmez iken gelip sokmaya çalışırsınız tazecik 'deli' beyinlerimize ? Her neyse . Şimdi yine izninizle şu üzerimdeki hırkayı da bir kenara asmak istiyorum , kırışmasını da istemeyiz değil mi ütümüz dahi yok iken elimizde . Doktor bey , siz titiz bir insan mısınız yoksa şu çekmecesinde yıllanmış yiyecekleri küflendirmekten hoşlananlardan mı ?Ama hadi canım .. Bırakınız şu elinizdeki metal levhayı da benimle kısa bir sürede olsa sohbet ediniz . Sizden başka kimi görüyorum ki ben bu üç duvar arasında ? Gülümsemek size yakışıyor . Bir delinin sizi çekici bulmasına ne dersiniz peki ? Hiç mi konuşmaz doktor bey ?
Tedaviyi değiştirmeye karar vermek zamanıdır bence de . Uyuşturmalı beynimi , uyuşturmalı bedenimi . Ne bir harf vermeli zihnime bir şeyler yazabileceği onlar ile ne de herhangi bir şey ellerime onların dokunabileceği . Ve bir de unutturmalı konuşmayı ve örmeli belki de bir kat daha şu tavanı herhangi bir kiremit ile . Can alıcı olmalı renkleri duvarların ve hepsi de ayrı renklere boyanmalı . Gözlerini üzerinden alamamalı baktığı vakit onlara . Ve sadece bakmasına izin verilmeli izin verilecek bir şey var ise ona bu üç duvar arasında (?) !
-sessiz kalmış olan doktor bu zamana dek usul adımlarla beyaz karlardan çıktığı belli olan çizmeleri ile kapısına yaklaşır odanın -
' Uzaklarda bir ses mi duyuldu yoksa kulaklarımı da mı aldınız durdukları yerden ? Artık ne bir ses var bende ne
de bir koku bu beyazdan rengarenge dönmüş sevimsiz odada tenimden başka . Ellerimi bağlayıp bir yatağa
mahkum edilmiş ve üzerinde yalnızca beyazdan ince pikesiyle ; elinden kelimeleri dahi alınmış öylesine aciz
bırakılmış her şeyden . Zihnimde sayfalar açıyorum boş boş ve her bir günümü tutabilecek dahi olsam üzerlerine
tek kelime yazamamış olarak birini diğerinin üzerine koyabilirim ancak . Ve ne de tarih atmam mümkün olur ne de
saat ne de an resmi çizmek . Sesimi elimden almasalardı belki söylerdim tek tük bir şeyler hoş olmasa da sesim .
Ve bilmesem dahi şarkıları yazardım kendimce kendimden bir şeyler . Yazardım ... eğer elimde herhangi bir parçam
olsa idi . '
Derdi bana eğer iki haftadır girmediğim odasına girip karşısına otursaydım şimdi şu delinin .
Bir Deli Saatinden
Koca bir sessizlik önce . Sonra kara savrulan ince ve uzun parmakları . Beyaz üzerinde ak ve pak dolaşan bedeni beyazlar bürünmüş . Nefesi buhar veriyor soğuk olana . Bana öyle geliyor ki ısıtacak birazdan soğuk olan her yanı , her şeyi . Karlar üzerinde bir adam ilerliyor , bir insana bahşedilebilecek tüm güzelliği kendisinde toplamış ve bunun farkında olmadan . İzlemeye davet edici asaleti şimdi beyazların üzerinde ilerleyen beyaz nokta . Saçları beyazlar üzerinde kıvır kıvır tel olmuş omuzlarında aşağı süzülüyor . Ve gözleri düşünceli ve bakışları daima uzakta ; buralarda olmayan edası kokusunda . Öyle geliyor ki paltosu içinde aslında o oldukça sade , oldukça ince üzerindekiler . Ve öyle geliyor ki olmasa üzerinde paltosu , olmasa elinde tuttuğu o şapkası O , yine de üşümeyecek varolan bu soğukta . Sanki başka bir şey , sanki adamın hayalleri ; düşleri onu sıcak kılan ve terleten sıfırın altında bu derecede . Oda karanlık , oda gece ne kadar karanlık olabilirse normal bir gecede o kadar karanlık . Tek ışık mavi ekranın siyah kareleri okşadığı andaki yansımalar . Yapay olmaktan uzak , doğallığın kalbinde bağdaş kurmuş ; sadece beyaz karın saf beyaz ışığında üşüyorum . Elimde yalnızca bir süre sonra bitecek bir pil ve muhtemelen bir yerlerinde bu pilin bitim süresinde donacak olan bedenim var . Soğuk olanın sana verdiği o tatlı uykuya dalacak olan bedenim ... Buna karşın benim yapabileceğim tek şey yalnızca beklemek . Karların üzerinde bağdaş kurup öylecene beklemek . Uykuyu mu ? Evet , belki de sadece uykunun gelmesini beklemek . Usul adımları altında ezilen karın sesini duyuyorum şimdi adamın . Yaklaşıyor mu yoksa uzaklaşıyor mu belli değil o . Zaten bu zamansızlıkta yaklaşma ve uzaklaşma gibi zaman kavramlarının var olabileceğini düşünmek bile aslında saçmalıktan ibaret olan düşüncelerden başkaları değil de ne ? Korkmasam şimdi gözlerimi kapatır daha bir dikkatli yoğunlaşmaya çalışırdım adımlarına . Belki o vakit ayırabilirdim gelmek ya da gitmek kavramlarını . Belki o zaman zamansızlığın hüküm sürdüğü topraklara yine bu insan zihnimle zamanı uydurmaya çalışabilirdim orasından burasından kırparak onu . Başı önünde yürüyor adam gecenin kendini sabaha vurmuş yanında usulca . Elleri iki yanında . Sallanmaktan çok oralara sabitlenmişler gibi . Ve bu anlattıklarım durum hikayesi olmaktan çok olayın kendisi olmuş gibi bir yerden sonra . Yaşamım , aslında tam da bu anda her zaman olduğu şeklinde soyunuyor . Üzerinde ne var ne yoksa hepsini çıkartıp bir kenara bırakıyor . Dur-um var ise burada , evet , bu bir dur-um . Sitem var aslında gözlerimde ya , nedense bunu kimseler bilmiyor ; kimseler tanımıyor beni bu oda sandıkları ama dört duvarından tavanda olması gerekeni olmayanı içindeki beni . Üzerime kar düşüyor . Ve insanlar beni bir kapı arkasında sanarak camdan bana bakıyorlar . Kimi zaman gülerek ve kimi zaman da acıyarak biraz da . Neden mi ? Nedenini ben de bilsem bir ..? Bir bilsem neden deli olanlara deli dediklerini ya da neden onlardan korktuklarını . Halbuki en zararsız olanlar onlar değil midir ? En saf olanlar ... ? Bir bilsem .. ? Ve ben , bir ayak sesinden yürüyenin kim olduğunu kestirebilecek kadar kendine güvenen ... bir adam yürüyor diyorum size dışarıda . Yaklaşıp uzaklaştığını bilemiyorum zamansızlıkta ama yürüyor , bir onu biliyorum ; yetmez mi ? Gitmeme izin mi verdiniz ki yanına ya da görmeme izin mi verdiniz onu ki bana soruyorsunuz şimdi karşıma geçmiş ne var üzerinde diye ya da ne giyinmiş başına diye ? Yerden yüksekte sahip olduğum tek şeye ; yatağıma gelip benden izinsiz oturabiliyorsunuz ve bana benim anlamlandıramadığım sorular sorup yine anlamlandıramadığım şekilde yanıtlar bekliyorsunuz . Düşünüyorum iznim olmadan buna ama ; acep hangimiz dört duvar arasında ve hangimiz değil . Bence sizin duvar anlayışınızda bir yanlışlık var ki bunu da siz kabul etmezsiniz . Gözlerim bir garip mi bakıyor doktor bey ? Ama efenim rica ederim sakin olunuz . Aslında ne kadar da korkutucu değil mi aynı üç duvarı paylaşmak bir deli ile ? Ama muhtemelen siz böyle şeyleri aşmışsınızdır çoktan . Kendinize itiraf edip bunu kendinizi işinize ve insanları içlerine düştükleri bu durumdan kurtarmaya adamışsınızdır(?) . Yanılıyor muyum ? Ama size , size okullarınızda öğretmedikleri bir şeyi söyleyeceğim şimdi sır olarak . Pek tabii öncelikle şunu da belirtmem gerekecek ki bana göre ve diğer tüm deli akranlarıma göre doktorun yenisi eskisi ya da tecrübelisi tecrübesizi yoktur . Dedim ya zamansızlıkta bunların tümü zaman belirtir aslında . İşte bu nedenler yeni yetme prof . , sana diyeceğim şudur ki : bir deliyi deliliğinden kurtarmak olanaklar dahilinde olan bir şey değildir . Bu nedenle bu dalgalı denizde çekilen her kürek yanılgıdan başka bir şey ifade etmez . Deli olanlar asla normal olan olarak adlandırılanlara özenmez . Duydunuz mu ? Hayır mı ? Belki de üzerindeki palto beyaz değil de siyahtır , ne dersiniz ? Bilmiyor musunuz yoksa .. ? İnanır mısınız ben de bilmiyorum ? Yoksa ürküttü mü ikimizin aynı noktada buluşması sizi ? Beni ürküttü açıkçası . Çünkü anlamadığım biçimde garip gelen şey bana : neden ve ne düşünerekten daha çok da , görmediğim bir adamın hangi renklere bürünmüş olduğunu sormanız . Ve benden net cevaplar vermemi bekliyormuş gibi gözlerinizi bana dikmeniz . Bu , sizce de garip değil mi ? Yoksa delilik dedikleri şey bu garipliğin farkına varmak mı ? Evet , evet ; bu kesinlikle bir dur-um . Durmaktan geliyor bakınız . Zaman yok durmak söz konusu olduğunda . Ne de onu çağrıştıran başka bir şeyin varlığı var . Bir de sağ kolumda bir kaşıntı var ne zamandır . Ne zamandır ? Sizin anlam verebileceğiniz bir dil değil mi bu ? Neden bu soruyu yönelttiniz acep bana şimdi durup dururken ; oysa ben her şeyin öylesine açık ve anlaşılır olduğuna inanıyordum . Hayır doktor bey , bence tedavi yönteminiz oldukça yanlış bir süreç izliyor . Bir ilerleme kaydedemiyoruz . Bakınız hala aynı yerde duruyoruz . Oysa eğer bir şeyler iyiye ya da kötüye gitseydi çoktan bu odanın dışında bir noktada olurduk . Belki de şu karların üzerinde yürüyen siyah saçlı adamı tanıma imkanımız olurdu . Ve belki de siz ona da deli tanımını hiç olmadığı kadar güzel bir şekilde uydurabilirdiniz . Rica ederim , kendimce dalga geçmek değildir bu benim yaptığım sizin sandığınız gibi ; sadece naçizane gözlemlerimdir benim . Lütfen kulak asmayınız basit bir delinin dediklerine . Evet , nerede kalmıştık en son ? Tedavimiz diyorduk değil mi -konuyu dağıtmayalım . Bir kutu boya kalemi ya da bir deste iskambil kağıdı verilmeli belki bundan sonra bu başlık altında topladığınız hastalara , ne dersiniz ? Pek tabii delilerin en delisinden bir öneri almak olmayacaktır sizin bu yaptığınız . İnanın aramızda bir sır olarak kalabilir , ben kimselere söylemem ; o karların üzerinde saatlerdir yürüyen adama bile . hm hm saatlerdir dedim , neden yadırgadınız ? Zamansızlığımı paylaşmak mı isterdiniz ? şş.. korkmayınız sadece saatinizi alacaktım . Hem siz ... Belki de bugün biraz fazla yoruldunuz . İsterseniz biraz dinlenin . Ya da eğer benimle aynı yatağı paylaşmaktan korkar iseniz buyurun kapıdan çıkıp uzaklaşın ve o sinir bozucu bir diğer odanın mavi rengine saklanın ; belki de her şeyden çok beyaz korkutuyordur , yoruyordur bu odada sizi - olamaz mı ? Yarın , belki de birkaç saat sonra devam ederim ben anlatmaya . Ama bir şey sormama izin vermelisiniz bana : zihniniz benim anlattıklarımı dinlemekten yorgun düşmüyor mu ? Ben bile bana dayanamadığımı itiraf eder iken karşınızda , siz nasıl olup da onca saat dinleyebiliyorsunuz beni ve ben gibi olan diğerlerini .. ? Peki peki .. bugünlük sizi daha fazla yormayacağım , şimdi istirahata çekilebilirsiniz ..