Kategori:

Ben olsam gelip sarınırdım bana

Kim ?

Kah oradayım , kah burada . Ahşap evin cumbasından başlarım onu sarmaya . Etrafını dolanırım ; en çok sonbahardaki yapraklarımın kızarışını severim . Büyülerim çünkü insanları . Gıcırdayan basamakların sesi olur her adım atan bileği kavrarım . Benden habersiz gezinmek imkansız olur da yine de sevilirim . Taşlıktaki çardak olurum , hanımeli kokarım ilkbaharda . Ama en çok asırlık çınara hayran olmayı severim yapraklarının altında . çoğu zaman tek işim bu olsa derim , ruhum sadece bunla tatmin olmayı bilse . Tamamlanmayı bekleyen cümlelerden ziyade bu çınarın yapraklarından damlayan her bir kelime olabilsem ... Derler bana kimi zaman -bana dediklerini bilmeden kimi dudaklar üç nokta kimsede bu denli asil durmamıştı . Şımarırım azıcık işte o zaman bir de utanırım . Arnavut kaldırımlarında olmayı severim nesli tükenen bir İstanbul beyefendisinin ayakları altında ezildiğim zaman . Sürüp gitmek isterim o yürüdükçe fötr şapkası , jilet gibi ütülü siyah pantolonu ve ucu demirli o siyah şemsiyesi ile . Sessizliği alıp sarmak çeker canım eşini . Sessizliği , huzuru , sakinliği karıştırmak isterim adamın tutkusuna eşine sarıldığı vakit . Ve kavramak dilerim onları o haldeyken ; kavrayıp getirmek asırlık çınarın koca gövdesi yanına . İzlemek sonra da onlar kelimelerin altında ıslanırken . Islanıp sevişirken sevişip ıslanırken .
Ne zamandır ?

Gece geldiğinden beri . Adım konduğundan beri bana . Rumca şiir olup döküldüğünden beri sokaklarımda . Sarıp sarmalar bir sonraki güne veririm kendimi . Bilmem şu sene miydi yoksa bu mu ; insanlar tutar envanterimi . Ben yaşarım sadece , bir de yaşatırım . Sarıp sarmalarım ... Sonra gün doğar yine arkasından . Gün olur gece . Yaşlıyım belki ama hatırlamam yatağa düştüğümü bugüne kadar . İnsanlar efsane dolaştırırlar ben onlara görünmeden aralarında gezinirken benim hakkımda ama anlamam o da ne vakit efsane olup çıkmıştır . Halbuki görürüm ben , hala yaşanır . Gökyüzü yaratıcıdır söz konusu benim tenim olunca . Dokunmayı sever ; sevmeye aşk'tır . Martı Livingston süzülür üzerimden . Büyüler ışıltısı . Biliyorum , büyüler onu da sessizliğim . Efsane derler buna da dinleyenler ; ama sardı mı kelimeler dokunduğum vakit dudaklarına aynı anda efsane olmaktan çok uzak , yakın olmaktan daha yakın , içinde yaşar . Geceleri yıldızlar düşer gökyüzünden . Geceleri gökyüzünde melek kanatlılar düşen yıldızları toplar . Yıldızlar düşer geceleri , melek kanatlar toplar sabaha dek düşen yıldızları . Melek kanatların yağmur elleri vardır . Dünyanın kendisi etrafında her dönüşü için tek dokunuşluk canı olan yağmur eller . Sabaha döndüğü vakit gece yıldızlar görünmez olur . Melek kanatlar ise yorulmuş . Yağmur eller bir yıldıza dokunur . Melek kanat soyunur , yıldıza sokulur . Gündüzü koklar , yıldız bakışlarında yıkanır . Yıldızlar arasında bir efsanedir 'kayboluş' . Yıldız melek kanatlardan birine aşk olur dokunduğu vakit yağmur eller . Melek kanat soyunur , yıldıza sokulur . Yıldız , gün hiç bitmesin ister , gelmesin gece hiç . Melek kanat onda kalsın . Ama gelir gece usul olmak yerine delice . Ama deliliği asla yıldız kadar deli olmamıştır gecenin . Ateşe verir kendini yıldız . Tutuşturur . Sarar melek kanatlıyı , bırakır kanatlarını gündüze melek kanatlı , kaybolurlar böylece . Çünkü bilir yıldız ayrılışı gecenin gelmesiyle birlikte gelecek olan ve bilir melek kanatlının soyunduğu kanatlarını yeninden giyineceğini sessizce . Sevmek bir yıldızda , Aşk olmaktır ve Aşk olmak İki Kişilik Yalnızlıktır .

Beyaz Tenli Güzel Kadın

Kategori:

Bir tek Elleri vardı Deli Adam'ın asla fotoğraf karesine sığdıramadığım . Sığdırsam da hep beyaz karelerde melek Elleri Deli'nin .

Bir onlar yanaklarıma damlamadan tutan damlayı ..

Bir yerden sonra sadece ve sadece sessizlik vardır sensizliğin hüküm sürdüğü topraklarda . Bu , tıpkı bozkırda yaşamaya benzer : ellerin kurur güneşin anlında ve soğuk bastırdığı vakit iyiden iyiye dudakların çatlar soğuktan . Tam bir eziyettir ya bedenine ; işte tıpkı öyle sensizlikle başa çıkmaya çalışmak . Oysa teslim olmak var bir diğer yandan . Teslim olup sakince bırakıvermek uykunun kollarına kendini soğukta iken bedenin .
Sonra sonbaharda yapraklar var etrafa düşüşen , kimsenin kaldırmadığı , hatta kimi zaman çoğunun alışkanlıktan fark etmediği . Çünkü onlar her yıl bu mevsimde , aynı zamanda oradalar . Ama gün olsa da bir sonbahar geldiğinde dökülmese yapraklar , ağaçların dallarında yeşil yeşil varolmaya devam etseler işte o vakit dikkatlerini çeker bu alışkanlığın kör ettiği insanların .
Sonra mavi var bir de . Ya da beyaz teninde . Bir de güzellik var bir de çirkinlik . İnsanların bildim sandığı ama aslında çok daha yüzeysel olarak farkında olamadıkları fakat farkında olduklarını sandıkları . Karışıklık var akıllarda ve durgunluk var hepsinden çok bilmemezliğin yarattığı .
Ve sadece yaşamak öylecene . Herkes yaşıyor diye yaşamak çoğu kez . Bir de yaşamak zorunda hissettikleri için yaşamak . Hırs var çoğunda . Yaşama hırsı dedikleri aslında oksijeni tüketmekten başka anlamı olmayan dünyadaki .
Gün garip başlamıştı , gün yine bir şeyler getirecekti her zaman olduğu gibi . Ama bugün farklıydı , o diğer günler gibi değildi . İçim tüm bunlarla dolup taşıyordu ve sesim kısılmıştı da sanki çığlık attığım halde koca meydanda kimseler beni duymuyordu kalabalığın ortasında . Ellerim paltomun yakasına uğrayıp kulaklarımı kapatmak üzere kaldırdılar yakayı . Beklemek .. dedim beklemek zor iş ve işte çoğu nedenden ötürü sinir bozucu . Şimdi burada beklemeseydim birazdan gelecek adamı , o adam çoktan gelse idi ve burada beni bulsa idi belki benim tüm bunları düşünmeme dahi izin vermeyecekti ama gelmemişti .
Diyorum kimi zaman acep çok mu fazla ?
Ya da ortalama bir kadın gibi ?
Sonra da bunları kendime yakıştıramayıp bir kenara bırakıp yine o garip hissedişte kaybolmaya doğru adım atıyorum . İşte o günde böyle bir gün , bir o kadar karışık bulamaç misali içim gözlerime kadar tırmanmayı başarmış . ..
Neden insanlar ağlayan birini gördüklerinde daha bir dikkatli bakarlar suratlarına ve neden kimilerinde şefkat uyandırır ağlayan insanlar ? İlle de sormak niyedir peki neden ağladığını ? Ben olsam öyle yapmazdım demek için mi ya da gülmek eğlenmek için mi ? Sessiz kalınamaz mı ağlayan birinin yanından geçerken ya da sadece yanından geçilip gidilemez mi ?
Bana özel davranmayın . Ve sorma Tanrı aşkına neden ağladığımı bana . Ağlamış isem bir sebebi yoktur senin bana sormanı gerektirecek . Olsa olsa sen sorduktan sonra yeniden başlarım ağlamaya nedenini bilemediğim bir şekilde ve sen eğer ki biliyorsan beni bunu garip bir kendini tatmin etme duygusu ile yapıyorsundur demektir . Çünkü olamaz benim ağlamamın sebebi durduk yere sence , sen öylesine sıradan bakar gözlere sahipken oradaki ! Ayrıca sana kim , ne vakit verdi bana bu soruyu yöneltme hakkını onu de bana sen ilk önce .

Kategori:

Sabahtan Notlar-2

N'için koyu mavi , lacivert derin gözleri olsun ki benim gözlerimdeki denizin ? Sıradan olmaya ne kadar da yakın . Peki ben ? Ben neden her defasında Kadıköy-Bakırköy / Bakırköy-Kadıköy hattında aynı deniz otobüsünde , aynı koltuğa oturuyorum ? Bu da bir nevi sıradanlık değil mi ? 'Ece' yazmış biri ufak bir çakıyla büyük olasılıkla . Altına ise yarım kalmış birkaç kelime bitişik : 'DelamunYala' ya da 'DdamunYaLa' gib bir şey . Herkes görünce anlıyor mu şimdi adamın ne demek istediğini ? Böyle düşünmüş olmalı herhalde yazarken . Her gün otuz belki de yirmi beş insan görüyor mudur bu 'Ece'yi ? İsimsiz dalyan delikanlı ne düşünüyor acep ?

Kategori:

Sabahtan Notlar-3

Evet , ağlıyorum . Tüm değer bilinmezliklere .

Kategori:

Sabahtan Notlar-1

Not düşüyorum : bugün kasımın yirmi yedisi . Kasım sabahlarından herhangi birinin bu denli güzel ve dingin olabileceğini düşünmedim hiç . Sabah rüzgarının bu kadar anlayışlı olmasına ne demeli , sence o da beklenir miydi ? Saat sabahın sekiziydi henüz kara kedimizin görüldüğü noktaya vardığımda . Ama şimdi nasıl da geçti o iki buçuk saat anlayabilmiş değilim . Sahilin ıssız bir köşesinde , yanımda kağıdımın ve kalemimin bulunmasına memnun olaraktan ; denize , sabah rüzgarına , ten kokuma ve sensizliğe sığınaraktan yazıyorum . Uzakta var martılar fakat nedense gelmiyorlar yakınıma ; oysa parmaklarımın uçlarını denize dokundurmuş , denize karışıyorum usuldan . Ve neden hiçbir ses yok kulaklarımda anlayamadan öylecene duruyorum orada . Kafama esecek , çıkıp gideceğim birazdan batırdığım bu noktadan parmaklarımı . Ve aklıma estiğinde ... Ne diye bakıyorsun ? Sen burada mıydın sabahın sekizinde ? Biliyor musun sabahın o vaktini ki ... Şuradaki kadın kedisinden bahsediyor telefonda konuştuğuna . Son anda yetişmiş deniz otobüsüne . Para meselesi var dudaklarında ve keskin sigara kokusu üst başında . Birazdan üç saat olacak ... Üç saat öncesine dönsem ve duymasam kadının kedisinden bahseden sesini ... Üç saat önce ... Metin ... Bir iki saat ... Kendini iyi hissetmek ... İstanbul ... Deniz otobüsü ... Karışmak ... şşş...

Kategori:

'ÖRTMENİM ! ÖRTMENİM ! '

Tarih sormayın bana ya da göstermeye kalkışmayın tarihi parmağınızla . Biliyorum günümü ve saatimi şu anda . Ve biliyorum ne yaptığımı bu zamanda . Olmasa diyorum her yılda belirli bir gün anmamak için insanları ya da doğduğu günü bilmesek bizim için önemli olan insanların söylemeyecek miyiz o vakit onlara hiçbir zaman ne kadar değerli olduklarını bizim için ? Ne kadar önemli olduklarını ? Doğum günlerinden başka zamanlarda yanımızda olduklarından dolayı iyi ki doğdun demeyecek miyiz örneğin asla ? Ya da ölmüş olduklarında sevdiklerimiz sadece ve sadece ölüm yıldönümlerinde mi anacağız ve gözyaşı dökeceğiz bizimle birlikte olmadıklarından şu an sadece ? Her şeyi bir yana bırakın , öğretmenlerimize sadece ve sadece yılda bir gün ?öğretmenler günü? olmuş diye o güne mi özel davranacağız ? ?
Bugün ilkokul üçüncü sınıfa kadar benim öğretmenim olan güzel kadını aradım . Saat üç sularında . Sesini kulaklarıma sürdüm , hayalini kapadığım gözlerime . Neler yaptığımı sordu bana ; anlattım . Sesim hala titriyormuş konuşacağım zaman onunla , bunu bir kez daha öğrendim hayatımda . Bana o zamanlardan tanıdığım insanların isimlerini saydı şimdi çoğu yabancı gelen ; bilmiyorum dedim neredeler ya da ne yapıyorlar . İnsanlar değişiyor ve ben de aynı kalmıyorum . Bir tek siz ve bir tek ben o küçük , zıp zıp zıplayan halimle ; bir onlar aynılar , oldukları yerde duruyorlar .
?? Bizim zamanımızda ?? diye başlayan cümleler kurmak için henüz çok genç bedenim ama yazmadan duramıyor parmaklarım . Bizim zamanımızda farklıydı her şey , bizim zamanımızda ben görmedim bunları . Ne oldu benimle birlikte olan insanlara ? Savaşı yaşayanlar unutabilir mi savaşı ki biz unutalım bizim zamanımızı ? Ben neredeydim o halde o zaman aralığında , ya da ben yanlış bedende miyim ? Değişiyor öğretmenim insanlar , ben de değişiyorum . Hayır , ya da ben aynı kalıyorum da onlar değişiyor . Yahut onlar aynı kalıyor ama ben değişiyorum (?) ! Bunların arasında gidip geliyorum da asla bir sonuca varamıyorum içlerinde . Ve belki de sırf bu nedenle bazı bazı utanıyorum da ondan saklanıyorum bir yerlere . Günleri karıştırıyorum işte bu nedenle ve yirmi dördü yerine yirmi altısında arıyorum öğretmenimin öğretmenler gününü kutlamak için . Ya da Sevgilime onu ne kadar çok sevdiğimi sevgililer gününde değil de günün her saatinde ya da herhangi bir dakikasında işte bu nedenle söylüyorum . Yılları karıştırıyorum birbirine ve sizi hiç yaşlandırmıyorum zihnimde işte bu nedenle ne de kendimi alabiliyorum o zıpır halimden . Öğretmenim , siz yaşlanmıyorsunuz işte bu bende tüm bu nedenlerden . Sonra üçten dörde geçiyorum ve oradan sonra da beşe . Bir bakmışım orta okul yılları gelmiş . Üç sene hiç bitmezmiş gibi geliyor ilk senenin ilk günü ama bir çırpıda son seneyi görüyorum . Öğretmenlerim geliyor aklıma . Bana renk katanlar . Ama öğretmenim , siz , hep bir başka ? Evet , insanlar büyüyor ben de büyüyorum . Diyorsunuz seni tanır mıyım şimdi . Tanırsınız . Karşınızda olsam belki bu beden yabancı gözükür ilk bakışta gözünüze fakat gözlerimde hala o kısa saçlı , yırtık önlüğü ile haylaz kız çocuğu oturmuş sizi bekliyor , bunu görürsünüz . Belki bir kez bakışınız bakışıma yeterli . Hem siz değil miydiniz bana bakışımla konuşmayı öğreten !
Tüm öğretmenlerimin yaşadıkları tüm günleri kucaklıyorum . Benim değerlilerim !


Beyaz Tenli Güzel Kadın

Kategori:

Çehov dokundu parmaklarıma ...

''Bildiğiniz gibi dostum , ben bir yazarım . Tanrılar yüreğimi bu kutsal ateşle tutuşturmuş ; ben de kalemi elime almayı görev bildim ! Apollon'un yüce bir rahibiyim ! Yüreğimin her atışını , aldığım her soluğu ?kısaca her şeyimi esin perimin sunak taşında kurban ettim . Yazıyorum , yazıyorum , yazıyorum ? elimdeki kalemi alırsanız , ölürüm ! Söylediklerime gülüyorsunuz ! Bana inanmıyorsunuz ! Söylediklerimin doğru olduğuna , kutsal bildiğim her şey adına yemin ederim !
Ama ma chere , sizin de bildiğiniz gibi şu dünyamız sanat için kötü bir yer . Dünya büyük ve bereketli , ama bir yazar şu kocaman dünyada kendine bir yer bulamıyor ! Yazar ebedi bir yetimdir ; bir sürgün , bir günah keçisi , savunmasız bir çocuktur ! İnsanları iki sınıfa ayırıyorum ben : yazarlar ve onlara imrenenler ! İlk sınıftan olanlar yazar ; ikinci sınıftan olanlarsa kıskançlıklarından çatlar , bütün zamanlarını yazarlara karşı planlar ve kumpaslar kurmakla geçirirler . Şimdiye dek hep bu kumpasçılara yem oldum ; bundan sonra da olacağım ! Bütün yaşamımı mahvetti bunlar benim ! Kendilerine yayıncı , matbaacı gibi adlar verip yayıncılık dünyasını ele geçirdiler ; bütün güçleriyle biz yazarları mahvetmeye çalışıyorlar ! Hepsi kahrolsun !
Her neyse ? Bir zamanlar Jenya Pşikova'ya kur yapıyordum . Onu anımsıyor olmalısınız , hani şu tatlı , düş gibi , siyah saçlı kız ? şimdi komşunuz Karl İvanoviç Vanze'yle evli ( aklıma gelmişken , Almanca'da Vanze 'tahtakurusu' anlamına gelir . Ama sizden rica ederim bunu Jenya?ya söylemeyin , çok üzülür . ) . Jenya benim içimdeki yazara aşıktı . Yeteneğime benim kadar derinden inanıyordu . Umudumu taze tutmamı sağlıyordu . Ama öylesine gençti ki ! İnsanların iki kısma ayrıldığı yolunda , yukarıda sözünü ettiğim sınıflandırmayı henüz kavrayabilmiş değildi ! Bu bölünmenin geçerli olduğuna inanmıyordu ! Buna yüerketen inanmıyordu , sonra günlerden bir gün ? felaket oldu !
O sıralar Pşikovlar'ın yazlık evinde kalıyordum . Aile bana müstakbel damatları , Jenya?ya da benim gelinim gözüyle bakıyorlardı . Ben yazıyordum ? Jenya okuyordu . Ah , ne kadar iyi bir eleştirmendi , ma chere ! Aristides kadar adaletli , Cato kadar acımasızdı . Yapıtlarımı ona adıyordum . Yazdıklarımdan birini gerçekten çok beğendi . Bu yazıyı basılmış olarak görmek istedi ; bu yüzden ben de yazımı dergilerden birine gönderdim . Yazıyı gönderdiğimde temmuzun biriydi ; iki hafta boyunca bir yanıt gelmesini bekledim . Temmuzun on beşinde , Jenya'yla birlikte beklediğimiz mektup sonunda elimize geçti . Mektubu açtık ; Jenya kıpkırmızı kesildi , benimse betim benzim attı . Adresin altında şunlar yazıyordu : 'Şlendova köyü , Sayın M.B. Sizde zerre kadar yetenek yok . Ne yazdığınızı sanıyorsunuz , Tanrı bilir ! Lütfen pullarınızı ve bizim zamanımızı boş yere harcamayın ! Kendinize başka bir uğraş bulun !'
Bu tam bir saçmalıktı ? Bu mektubu yazanların bir avuç geri zekalıdan başka bir şey olmadığı açıktı .
Jenya , 'Anlıyorum ?' diye mırıldandı .
'Kahrolası ? domuzlar !' diye söylendim . Söyleyin , ma chere Yevgenya Markovna , dünyayı yazarlarla onlara imrenenler olarak ikiye ayırmam karşısında hala gülümsüyor musunuz ?
Jenya bir süre kendi kendine oturup düşündü , sonra esnedi .
'Eh ,' dedi , 'belki de gerçekten sizde hiç yetenek yoktur . Kuşkusuz onlar en iyisini bilir . Geçen yıl Fyodor Fyodoroviç bütün yazı ırmakta benimle birlikte balık avlayarak geçirmişti . Sizinse tek yaptığınız yazmak , yazmak , yazmak ! Çok sıkıcı bir şey bu !'
İşte ! Düşünebiliyor musunuz ? Ben yazarak , o okuyarak , birlikte geçirdiğimiz onca uykusuz geceden sonra ! İkimiz de kendimizi benim esin perime adamışken ! Hah !
Jenya yazdıklarımdan , bunun sonucu olarak da benden soğudu . Ayrıldık . Başka çere yoktu .''



Anton Çehov - Yeni Bulunmuş Hikayeler YKY Şubat 2003

Kategori:

Asılı kalmak var gecede bir de yaşamak var onu .
Karanlık altında sevişmek var bir de sevmek var karanlığı karanlıkla sevişir gibi .
Bırakmak var ne var ne yoksa şu an gözlerinin gördüğü bir de
Gelmek var !

Kategori:

Geldi Yine Ve Durdu Orada Kelimeler

Geldi yine ve durdu orada kelimeler . Bırakıp bırakıp terk edişler var kelimelerin ardından . usulca ayrılış birbirinden . Bir dahakinin bilinmezliğine çok varken özellikle . Susmak var bir de orada ? O susmak ? O susmalar var , konuşmamalar bir dahakine kadar . Çekip gitmekten farksız çoğu kez . Çoğu kez bırakıp , bitirilmeden atılmış elmalar gibi yaşanmışlıklarımız . İnsan olduğundan utananlar var . Ve onları vazgeçirten insan olmaktan işte diğerlerinin yarısı yenmiş yarısı bırakılmış elma gibi olan davranışları . El sürmek istemedikleri bir daha . bir daha değil , asla . Ve dokunmamaları , bırakıp gidemeyeceklerinden . Tiksinti de değil aslında . Bir ısırıp alıp bırakamamalarından onların bu davranışları . Kaçıp gitmek uzaklara işte bu yüzden . Ama kurtulamamak da uzaktayken yine bu yüzden . Sıkışıp kalmışlık arada . Süreyi sınırlandırmak her ne kadar kendi elinde olsa da insanlar gibi bunu gerçekleştirememesi hep onlar gibi olamamasından .
Gezmek sokaklarda , kaldırımlara sarılmak gecelerce ve uzanmak gökyüzüne bakarak soğuk toprağa . Sabahın gelişini izlemek üzerine . Nemlenmek sabah sana dokunduğunda . Arzuladığın sana dokunduğunda nemlendiğin gibi nemlenmek sabah sana dokunduğunda . İç çekmek ardından . Kalkmak , istemediğini düşünmeye fırsat vermeden kendine doğrulmak yattığın yerden . Halbuki daha uzanmak isterdin sorsaydın kendine . Sorun da bu zaten : o da isterdi uzanmanı teninde . Yapardı senin yerinde kim olsa ama sorun bu ya senin yerinde senden başkası yok , olamaz . Kimse istemez ?düşün bir- böyle bir hayatı . Daha gün ışımadan sevgilinin kolları arasından sıyrılıp kalkmak gibi bir şey senin hayatın . Arzu edilmeyen .
Bir de farklıdır insanların seni istemediklerini anlatma biçimleri sana . Senin etrafını sararlar bir anda . İlgi çekici olursun onlar için daima . Nesli tükenmekte olan bir canlı gibi ilgilenmek istedikleri vakit seninle incelerler . Akıllarına düştüğün zaman üzerine düşünüp bir iki yorum yaparlar . Hatta kimi zaman daha da ileri gidip hak sayarlar kendilerine üzerine birkaç satır yazmayı . Sonra bırakırlar seni bu getirdikleri yere . Kalırsın öyle , orada . Yaşamak için yaşar hücrelerin . Tamam da hücrelerinin bir bütünü olan senin de böyle yaşaman ? İşte bundan , insanlardan bile daha aciz olursun . Sonlandıramazsın dahi süreni onlar yapabilir durumdayken bunu çünkü bu sonlandırış için bile onlara bağımlısındır . Acınmayı bile hak etmezsin onlar tarafından . Acısa acısa sana bir Selim acır . Onun da ne olduğu belli değildir . Belirsiz .

Kategori:

Çengelköy'den notlar-2


Bir efsanedir aslında . Ahşap evin bahçesindeki koca çınarın yaprakları altında oturup , yaşanmışlıkların tümü damlarken üzerine insanın , dinlenesi bir hikayedir . Bir de anlatıcıyı iyi seçmek gerekir . Soluk alışları doğayla harmoni içinde olmalı . dudaklarında doğanın sessizliği esmeli , nefes aldığında aşk kokusunu alabilmeli dinleyen . Kelimeler cümle olarak anlam kazanmaktan çok kelime olarak anlamlı kalabilmeli dudaklarından döküldüğü vakit .

Gel ! Otur şöyle İstanbul üzerine . Bağdaş kurma ya da bacak bacak üzerine atma koca şehre karşı . Yürüdüğün yollar jeaninden fazlasını hak ediyor . Soyun şimdi sessizliğin ve sakinliğin yarattığı o 'zamansızlıkta' bir an . Ütülü , siyah pantolonunun üzerine jilet gömleğini giyin usulca . Ayakkabıların boyalı . Yağmur mu yağacak ; o halde yağmuru için boya onları . Pantolon askılarını kilitleyip fötr şapkanı yerleştir şimdi güzel başına . Kaşmirden siyah paltonu al sırtına . Eser şimdi İstanbul sen ona bakarken deli deli sana . Adımların usul , dudakların hafif aralık , kalbin karların ardından doğaya sunulacak kardelenin toprağı kadar heyecanlı . Öyle gel şimdi !

Yalnızca layık olan gözlere bahşedilmiş bir özelliktir 'görmek' . Ve sadece gören gözler bakabilir Çengelköy'e . Tıpkı bu efsaneyi dinlemeye sadece layık olan kulakların hakkı olduğu gibi .

Beyaz Tenli Güzel Kadın

Kategori:

Çengelköy'den notlar-1


Çokça ben ...
Hatta sadece ben demeli . İçinde , dışında ben . Olabildiği kadar , olabileceğinden çok daha fazla şimdi .

Yırtılan sayfalar , yazılıp sonra yırtılan sayfalar ...
Yaşanmışlıklar ...
Çengelköy , soluduğum , yaşadığım , bende soluk alan .
Kelimeler var ellerimde tuttuğum , parmaklarımın ucundan düşmeyi bekleyen sessizce . Gelişleri ve gidişleri ve kalışları ve yaşayışları kelimelerin . Hikayeler var aklıma gelen , nerelerinden ne kadarını taşıyacağımı satırlarıma karar veremediğim hikayelerim . Çengelköy kokan , yaşanmışlıklar kokan her biri . Her birinde onları yaşayan insanların ten kokularını saklayan .

Dedim , Turgut uzan bana . Sakin olmaktan uzak ; aşık şimdi bu adam . Sakin miydi Çengelköy kasımın ilk günü ? Buldun mu aradığını yoksa düştün mü kaçtığının kucağına ?


Beyaz Tenli Güzel Kadın