gece . Yorulana kadar, bedenim beni yarı yolda
bırakana kadar ya da belki sadece çeyreğine
getirene kadar. Çünkü ne tamamlanır bir yol bu
benim başladığım ne de yarısına gelinebilecek
cinsten . Sadece bir yol yürümek için ve sadece
kelimeler bu benim kullandıklarım yazmak için .
Öyle ki başka amaçları yok sadece yazılmaktan
başka . Olamaz da . Onlar sadece yazılırlar ve tek
tek oldukları zamanlarda ise aslında çok daha
fazla şey ifade ederler grup halinde bir şey ifade
edemedikleri zamanlara göre . Ama ben bu gece
sadece yazmak için aldım kucağıma ekranımı . Ve
bakmak için onun parlak mavi ışığına gecenin
karanlığında . Acaba uzaklardan nasıl duruyor bu
haliyle bir ışık huzmesi gecenin ortasında ? Ve
yine acaba ben de görülebiliyor muyum bu huzme
arasından ? Mavi oluyor mu benim de bedenim ,
bürünüyor mu en sevdiğim bu deli renge ? Nasıl da
diziliyorlar değil mi arka arkaya ? Ne kadar
korkutucu oysa bu kadar çabuk ve bu kadar
çağrışımlar yaparak gelmeleri parmaklarımın
ucuna ... Bu gece aslında çok şey var deniz
aklımda sana atmak için beraberimde getirdiğim .
Bir kere tamam , yanımda o yıldız gözlü çocuk yok
üzerinde sana baktı mı yakamozlar oluşturacak
ama ben buradayım ondan parçalar taşıyan .
Sadece yetin desem sana ... Biliyorum yetinmezsin
. Yoklukla kim yetinebilmiş de sen yetineceksin .
Ama bana kalkıp deniz olduğunu söyleme . Ben de
o vakit sana pınar olduğumu hatırlatırım . Yok
dostum ! Senin benden başka dostun yok . Şimdi
bu saklanmalar niye kelimelerin arkasına ? Al
sessizliğini ver bana kelimelerimi . İstemiyorsun
zaten sen onları , e kullanmıyorsun da . Ne yaptın
bunca zaman onlarla ? Kumlar teker teker gelip
buluyor tenimi . Sanki her biri haberini almış sana
geldiğimin . İstemiyorum ama .. istemiyorum ben
hiçbirini . Sadece yıldız gözlü o çocuk vardı ya
yanımda işte bir tek onu .. Şimdi şurada biliyorum
. Hani senin üzerinde sürekli aynı yerinde
parıldayan yıldız var ya işte o da ona bakıyor şu
anda . Ve sen de bil deniz benimle birlikte , sen
de ona baktığın zaman onun gözleriyle aynı anda
onu görebilirsin o parıltının arasında . Küsme sakın
yıldıza çünkü o zaman göremezsin ay yüzlü , yıldız
gözlü çocuğu daha uzun süre bu sahilde . Evet
bekleme bu sahiline deniz ne beni ne de onu daha
uzun süre . Bu gelişim sana son o olmadan yanımda
. Bu geliş seni üzer bu sahilde . Çünkü sana bu
gelişim senden ayrılışım demek deniz . Bak
ellerime üşüyorlar . Deniz , kalmadı artık
gözlerimde tuzun . Hani o eski deli deli dalgalar
getiren sen ? Sen de aynı değilsin şimdi bak ,
biliyorum , bunu görüyorum ben deniz . Neden
saklıyorsun benden , neden saklanmakla koca
mavini saklayacağını sanıyorsun ? Üşütmek mi
istiyorsun sorguladığım için seni şimdi ? Üşüt o
halde , elinden geleni yap . Ama bil , gerçekler ne
ve sen nasıl da mavi ...
Bırak beni bırak bu gece ben buraya özlemimi
akıtmaya ... Hayır bırak beni bu gece hayır tutma
elimden o soğuk ellerinle . Ayaklarım üşüyor şimdi
. Ayaklarım çıplak ve sen esiyorsun delice .
Üşüyorlar . Ve onlar minikler . Ve sen bunu
biliyorsun . Ve sen yine de deli deli esmekten
usanmıyorsun . Akıl almaz senin yaptığına ama
biliyorsun bir o kadar deliyim . Sen nesin ,
nerelerden geldin ? Beni biliyor musun ? Kendine
bu kadar güveniyorsun . şşş... Sesi dinle .. Geliyor
yine adımları . Kimin mi ? Bilmem . O gölgece
yaşıyor asla göremediğim dedim ben ona bir
keresinde istersen sen de kullan bu adı onun için
ama sana görünürse o zaman sorarsın adının ne
olduğunu ve öyle çağırırız bundan sonra onu .
Bu gece akmaya geldim sayfalara . Damlamak için
her bir satıra . Ve bölmek için kendimi . Ve
bölünmüşlüğüm için her bir ana . Ve beni bulmak
için en fazlada .
Bakmak için gözlerine bir kez şu an . Bakmak için
ellerindeki yansımama . Bakmak için titreyişine
sana dokunduğum vakit içinin . Ve bakmak için
hepsinden öte sana bütün olarak . Kabul et iki kez
tıklatacağım kapını . Aç . Ya da döner arkamı
giderim dememi bekleme . İki kere tıklatacağım
kapını . Açmadığın halde orada bekleyeceğim seni
. Bir gün kendiliğinden açmaya karar vereceksin
ya da açmayacaksın . Unutacaksın beni . Tek bir
kelime yazıp atmayacaksın kapının altından gitmem
için , uzaklaşmam için . Ben sanki orada değilmişim
gibi , sanki üzerine her gün bastığın pas pasın
unutulmuşluğu gibi olacak unutulmuşluğum . Ve sen
tek bir kelimeyi bile çok göreceksin zamanı
geldiği vakit yazmak için . Oysa her gün binlerce
kelime dökülecek dudaklarından . Cümleler
oluşturacak o kelimeler anlamsız bir yığın
cümlecikler . Asil olanın tamamlanmamış cümleler
olduğunu göremeyecek kadar kör bakacaksın çoğu
kez ve çoğu kez yanılacaksın . İnsanlar
yazdıklarını sen onlara uzattığın zamanlarda alıp
çantalarına atacaklar ve sen onlar bunları okudu
sanacaksın . Ama asla verdiğin şekilden başka
şekle bürünemeyecek kağıtların . Kıvırıp rulo
yaptığın haliyle kalacak her biri ve sen bunu
bilmeyeceksin . Böylesine zalim olacak işte
insanlar da sana sen bana bir kelimeyi çok görüp
bıraktıkça beni kapının önündeki pas pasın
unutulmuşluğu gibi benim unutulmuşluğumda . Bir
ders olacak mı bu yazdıklarım sana ? Sen de
okumayacaksın tıpkı insanların senin yazdıklarını
okumayışları gibi benim yazdıklarımı . Ama hiçbir
zaman düşünmeyeceksin senin satırlarının başına
da aynı şeylerin gelebileceğini . Her defasında
bir küçük görüş cezasını başka bir güçlü küçük
görüşle bulur . Ve ben bir gün bu cümleyi bırakıp
yiteceğim kapının önünde . Kokum olmayacak seni
rahatsız edecek olan . Rüzgar arkadaşım var beni
götüreceğini söyledi . Güveniyorum ben ona . Sana
göre ise aptallıktan başka bir şey değil bu güveniş
. Ve bir de güneş var ya tepende , eve o da söz
dedi bana ısıtacak bunca zamandır benim işgal
ettiğim yeri kapının önündeki . Böylece renk farkı
olmayacak artık bir süre sonra benim oturduğum
yerle diğer yerleri arasında kapının . Bir süre
sonra benim varlığımı alıp götürecek ay ışığı , o da
söz verdi bana . Evet , benim doğadan başka dost
olduğum bir başkası yok . Hayır yok senin için . Bu
kadarını bil . Bu kadarı sana yeter . istemiyorum
senin için ilgi çekici olmak . İstemiyorum . Varsa
yoksa seni sıkıntıdan boğmak . Sen , çünkü ,
bundan ötesine layık olamayacak olansın .
Bir canlı var ellerimin arasında . Minik bir kalp
benim hisseden ben , o her attığında . Bir minik
canlı var ellerimin arasında sıcağı sıcağım olan .
Bir de o var . Beni ben kılan , bu hayatı yaşanır
kılan . Bir yaratma gücü var dudaklarında .
Değdiği vakit tenine insanın güzellik yaratan onda
. Ve dokunduğu zaman ilkin farklı kılan insanı .
İnsan olmaktan alıp ömrünü kelebek ömrü kılan .
Kelebek ömrü kadar kısa , kelebek ömrü kadar
güzel , kelebek ömrü kadar yaşanılır , kelebek
ömrü kadar dolu ,ve bir kelebek kadar güzel kılan
. Minik burnunda durduğum sonra oradan minik
kulaklarından birinden bir diğerine uçtuğum
emekleyen bir varlık . İnsanı tüm sevinçlerine
bulayan insan olmasından ötürü , ve sonra oradan
alıp insanı tüm sevinçlerine bulayan kelebek
olmasından ötürü ve sonra oradan alıp kelebeği
teninde onun kokusunu hissetmesinden ötürü
duyacağı her sevince bulayan bir varlık . Yedi gün
...
Ne yıllar var , ne yıl
Ne aylar var , ne ay
Ne haftalar var , ne hafta
Ne günler var , ne gün
Ne saatler var , ne saat
Ne anlar var , ne an
Sadece zamanında var bir kelebek için
Ve kıyıda
da
Sadece zamanında var
Bekleyen Beyaz Tenli Güzel Kadın için !?
kayboluşta
neler oluyor , nerede ne bitip nerede ne başlıyor .
değişiyor , kanıyor , kayboluyor , yeniden
buluyor , tutun(a)mıyor , istemiyor , susuyor .
üzülmüyor , üzüyor daha çok . biri gülüyor .
telefon kapanıyor . sesi esrarengiz çıkıyor .
herkes merak ediyor ama susuyor . neden kimse
çığlıklarını duymuyor . peki bir duyan gelip
dokunduğu vakit omzuna o , neden kim olduğuna
dahi bakmadan arkasında bırakıp kaçıyor . uzak
tutuyor herkesi . istese tersi de olur . istese üç
nokta koyardı bir önceki cümleye . istese büyük
harfle başlardı her birine ve eğer yine istese
vurgu da yapardı kimi yerlerde . bencil oluyor ama
bencilliğ farklı . o da mı farklı . farkında mısın
aslında sende şu an . içinde , damarlarında . mor
düşen mürekkep kağıda kırmızı oluyor . sayfanın
üzerinde kanıyor . sayfa diyor , yazma bana daha
fazla . acıyor o , acısın istiyor sayfa da . telefonu
alıyor eline . sesi bekliyor , gelecek biliyor .
çalıyor karşı taraftaki telefon . açacak mı
demesine kalmadan cevap geliyor karşıdan .
titriyor sesi . dizleri de titriyor . gömülüp o omuza
ağlamak geliyor boğazına takılıyor . neredesin ...
karanlık odada bir tek masa lambası var yanan .
koca karanlık oda karanlık gölgelerinde eşyaların
. ufacık bir kız çocuğu misali bir köşeye sığınmış ,
köşe onu sarabilecekmiş gibi . gölgeler koca elli
adamlar gibi . yalvarıyor içinden , gelecek olan
varsa gölgesini kapıda soyunsun üzerinden diye .
bir gören , bir duyan olsa soğuk duvarlarda
aradığını kendisini . maviyi özlüyor . beyazı sonra .
soru işaretinden nefret ediyor ve ünlemden
vargücüyle kaçıyor sonra . kırmızı diyor da
başkasını bilmiyor . gözlerimi görmüyor ,
duymuyor bir de .siyah halkalardan başka bir şey
görmüyor gözünü kapattığında ve biraz daha sıkı
yumduğunda sokaktaki çukurlarda birikmiş du
birikintilerine damlayan damlalar gibi .
parmaklarının ucundan damlayan kelimeler ufak
birikintilere düşüp dalga dalga yayılıyor çukurun
izin verdiği ölçüde onlara . kendinden kabuk soyar
gibi yaradan kelime soyuyor tırnaklarının ucuyla .
sonra suya bırakıyor . bitsem bir diyor . sonra
yeniden can bulsam . zaman yok , an yok , cevap
yok , soru hiç olmadı sadece zamanında'da
yaşıyor , nefes alıyor onda . narin eli bedeninden
kayıp soğuk-a düşüyor . parmakları . adamı baştan
çıkartan dokunuşları hafızada yer buluyor .
mavisini özlüyor , gece sabah maviyle dönüyor
tenini sarıyor . kimse bilmiyor , kimse görmüyor .
merak ediyor sadece . yaşadığını sanıyorlar ,
sanmaktan öte biliyorlar ve bence bilmekten öte
bildiklerine inanıyorlar . ama o usulca veda ediyor
. kimse tutmuyor . neden diyorlar . tek cümle sonra
onlar bir başkasını ekleyip parçalanmış olanı bir
parça daha parça-lıyor parça parça yapıyorlar . ve
o bencilliğini sırf farklı yaşadı diye anlaşılmıyor ,
uzalşıyor , sğuyor . geceden sabaha mavi dönüyor
gün . tenini sarıyor özlediği mavilik . kimse
bilmiyor , kimse görmüyor , tutmuyor soğuk-a
düşen elin parmaklarından , cesaret edemiyor
belki , izin vermiyor . Kadın geceden sabaha mavi
dönüşte kaybolacak yavaş yavaş . çığlıkları
duyulmayacak kadar onda . büyük harfleri yok ve
de üç noktaları . nefes alışı zayıfladı , aralıkları
uzadı . cümlelerden geçeli çok oldu , kelimeler
terk-et nokta
sadece bir büyük harf ve sadece bir ünlem
ÖZÜR DİLEMEK
minicik harfler kazıyorum derinime
An gelir kapanır gözleri ..
Minik ayaklar
Minik kağıtlar ellerimde . Ne masanın başındayım ne de minik kağıtlar başka bir yerde .
Eskilerden kalma arkası boydan boya dikişli külotlu çoraplarım ..
Minik ayaklarım ..
Parmak ucuma kalktıkça kasılan ..
Ve ,
Ben hareket ettikçe titreyen gölgem gecede .
Bakışlarım sert ,
Bakışlarım baktığım an?da .
Anlardan ibaret gölgelenmelerim ..
Ve
Sıçrayışları bedenimin
Ve sonra düşüşler
Ve sonra yükselişler parmak uçlarında
Ve hissediş gerilişi
Ve hissediş son buluşunu
Ve başlangıç
Ve bitiş .
Gölgesinde elinin ?
Zarif ve tutulası
Tutulası ?
bAŞKa ?
Beyaz Tenli Güzel Kadın
Artık sadece alıntılar var ..
Zaman ...
Akıp giden parmakların arasından ..
Kum taneleri gibi zaman avuçlarımda ..
Teninde yaşayan tüm duyguları : ben .
Gün bugün , Günaydın deme vakti bana gelmiş ise eğer ; Günaydın !
Yaşadığım sürece gereksiz yere kullanacağım bir kelime olmadığına dair bir şey söyledim mi ben şimdiye kadar bu satırlarda ? Sanırım ...
Sanmaktan öte bilmeye ne dersin ?
Evet o benim :
emekleyen , emeklemeden nefes alamayacak olan . Neden mi emeklemek ?
Yazmak için yetişkin olan parmakların çocuk tenine bürünmesi gerekir de ondan . Tenin çocuk teni olduğu vakit hissedişinde , ruhunu ele geçirdiği vakit bu hissediş uzanır işte o vakit parmakların kaleme . Beyaz Tenine Yırtık Sayfalarını saran Güzel Bir Kadın olur sonrası belki ...
Orada olsaydın bunları söyleyecekti dudaklarım :
Garip ... Parmaklar ... Tetikleyici ... Ve ben ...Ufaldığı ölçüde ...Şizofren bizler ...Senin , onun için yazacağını ...
Aslında garip olan ne ben , ne sen ne de başka bir şey . Garip olan , garip gelen bize tüm bu hissedişler . Bir anda hayatlarımızdan birine bir şey dokunuyor . Bilerek ya da bilmeyerek ve o hayat diğerlerini etkiliyor . Kalkıp , bir yerden bir diğerine gidiyor hissedilen her ne varsa orada , içeride . Seslenişler duyuluyor ardından . Ardı arkası kesilmeyen seslenişler . Sonra , tanıdık bir el gelip bir yerlerden dokunuyor duvarlara . Duvarlar ürkek , duvarlar duyarlı . Kaçırıyorlar kendilerin , kaçıyorlar bir adım geri .
Anlaşılması zor geliyor , anlaşılması zor gelmiyor . Kafa karıştırmıyor aslında ; biliyor bunların tümünü ben . Biliyor bunları ? Elimden kelimeler kayıyor , toprağa düşüyor kelimeler . Kelimeler kayıyor toprağa saklanmış ruhların üzerine düşüyor . Soyuyor topraktan ruhları , ayıklıyor . Su damlaları tenime değerken ruhlar kelimelerimi topluyor ama ben bilmiyorum . Sessiz adımlar , sessiz soluk alışlar .
Kendi yazdıklarımdan alıntılar yapıyorum . Zihnimde üst üste yan yana duran her ne varsa yeniden dağıtıyorum onların arasında girip ve dilediğimi arasından çıkartıp onu kaleme alıyorum . Garip ?
Elim kaleme nadir gider birine hitapta bulunarak yazmak için . Mektup yazamam asla , gelişmemiş bir yetenek . Beceriksiz girişler yapar parmaklarım . Merhabalarım asla merhaba olmaz onları ben yazdığımda . Selamlama asla sıradan olmamalı yazıldığı vakit , kaçıncı kez olursa olsun . Asla sıradan olmamalı ve de elveda sayfanın sonundaki .
Parmaklar ? Benimkileri ben perdelere sakladım . Ama parmaklar var benimkilerden bağımsız , benim parçam olmayan . Ve dokunuşlar var onların yarattığı . Tıpkı dokunuşların satırlarıma can verişi gibi .
Nadir gider elim kaleme birine hitapta bulunarak yazmak için . O kişi dokunacağı yeri bilmeli parmaklarının ucundaki kelimeleriyle . Tetikleyici ?
Ve ben ?
O andan sonra oynamaya başlar kalemim soluk ışığın gölgesini alarak arkasına bedeninin . Mor mürekkep beyaz sayfayı kirletir . Dans başlar gecenin içinde ; gecenin içinden taşacak olan .
Ufacık olup da bedenim sığındığı vakit kalemine ve kağıdına ?sanki onu gecenin karanlığından saklayabileceklermiş gibi- sessizlik çöker odaya . Sessizlik hüküm sürer dört bir yanında . Minik beden ufaldığı ölçüde devleşir aslında . Ufaldığı ölçüde ?
Yorgunluk mu kafamızı bi? milyon eden ? Sanmıyorum . Biz , kafamız bir iken biz olamayız asla . Hep bi? milyonlardayız . Şizofren bizler ? Akıl hastanelik olduğumuzu düşünmüyor değilim bazen . Yazarak Delirenler olur çıkarız biz de . Başka büyük onur göster bana ? Hani nerede ? Onu ben kabullenmedim . O , başkasıdır .
Yazdın yazdın da ne yazdın hani onun hakkında ? Gitmiyor dedim ya parmaklarım başkasına hitap ? Anlaşıldı .. Bırak , çekil oradan .
Bölünmüşlüğümden içimdeki varlığa ;
Beceriksizce atılmış adımların izlerini unut arka sayfadaki . Zamanını bilmeden bıraktığı avuç dolusu kelime bir anda . Aslında her şey senin , onun için yazacağını bilmesinde .
Senin , onun için yazacağını ?
Başlangıçtayım yine ..
Yine oradayım , bak ! Yine başlangıçtayım . Bitmeyen ; başlangıçlar yapmak değil mi zaten yaşamım ? Ne zaman , ne üzerine , ne vakit ?
Sayfalar mı var yine gözlerimin arkasında ?
Sayfalar mı var parmaklarımın ucunda ?
Geliyorlar mı ?
Gelsinler , Kebulümdür !
Gelsinler ,
Ben yine başlangıçtayım
Bak !

Uzun sandığı zaman aralıkları ...
Sarı sayfalar ....
Aralarında beyaz olanlar ....
Beyaz olanlardan arka arkaya dizilmiş olanlar ...
Zaman geçirmeden koyulmalı işe . Şimdi arkada bıraktığım yollarda benim için türküler yakılmakta . Kumaşlar uçuşuyor rüzgarın kollarında , biliyorum . Benim kokumu taşıyor her biri . Ellerimi attığım vakit kumaşlara , kokumu çalan kumaşlara ... Sesimi duyan olacak mı bağırdığım vakit ? Ya da daha önce bağırdığımda bir duyan oldu mu sesimi ?
Çığlık...
Sessizliğin içinde minik adımlar ...


