Hep küçük kalacaksın , Hep şimdiki gibi
Zaman parmaklarımın arasında . Zaman parmaklarımın arasından kayıp düşecek kadar yakın şimdi sana . Bakışlarını kaldırmış bir damla bekliyorsun sadece avucumun altında göz kapaklarına ya da sadece birine damlaması için . Koca koca açılıyor gözlerin . Bekliyorsun damlayacağı anı . Damladığı an gözlerini kapatacak kadar kendine güveniyorsun .
Usul usul yer değiştiriyorum oysa şimdi ben . Sen farkına varamayacak kadar savunmasız , saf . Kucaklayıp taşımak geçiyor seni de yanımda ama dokunamıyorum . O kadar narin ki bedenin , sanki kollarımın arasında incinecek . Sen damlayacağını umduğun o ufak zaman kırıntısına bakıyorsun gözlerini dikmiş . Ben avuçlarımı sıkı sıkı birleştirmiş , geçit vermiyorum zamana . Büyüyemeyeceksin işte . Boşuna gözlerini koca koca açıp bakma öyle ...
Bir Ayrılış Hikayesi
Erkek Kadına dedi ki :
-Seni Seviyorum , ama nasıl ,
Avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
Parmaklarımı kanatarak ,
Kırasıya ,
Çıldırasıya ...
Erkek Kadına dedi ki :
-Seni Seviyorum , ama nasıl ,
Kilometrelerle derin , kilometrelerle dümdüz ,
Yüzde yüz , yüzde binbeşyüz ,
Yüzde hudutsuz kere yüz ...
Kadın Erkeğe dedi ki :
Baktım ,
Dudağımla , yüreğimle , kafamla ;
Severek , korkarak , eğilerek ,
Dudağına , yüreğine , kafana .
Şimdi ne söylüyorsam
Karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana .
Ve ben artık
Biliyorum :
Toprağın -
Yüzü güneşli bir ana gibi -
En son en güzel çocuğunu emzirdiğini ...
Fakat n'eyleyim
Saçlarım dolanmış
Ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen ,
Yürümelisin ,
Yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak ...
Sen ,
Yürümelisin ,
beni bırakarak ...
Kadın sustu
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere ...
Kapandı bir pencere
AYRILDILAR
Nazım HİKMET
Erhan Bener'in Yalnızlar'ının ardından ...
Sonra elim titreyecek yazarken . Bildiğim tek şey bu . Güneş doğup aydınlattığı vakit her şeyi düşüncelerim de değişecek . Belki şimdi aktığı gibi akmayacak içimdeki sular , estiği gibi esmeyecek rüzgarlar ama yine de geceyi bekleyeceğim yazmak için onları .
Düşüncelerim gecenin kollarında giyiniyorlar en güzel çıplaklıklarını . Tazecik bedenleri , dokunulmamış tenleri baştan çıkartıyor beni . Yarın sabah , gün ışığında aynı olmayacak kafamda gezinenlerin hiçbiri . Dünden yarına hangi şey , hangimiz değişmiyoruz ki düşüncelerimiz aynı kalsın ?
Elimi attığım vakit yine yarım yarım , yine nereden geldiği belli birkaç cümle . Belki tamamlanmamış , belki saklanmış , saklanmak istemiş . Ama günün birinde mutlaka dışarı çıkmak isteyecek olan . Zamana ihtiyaçları var . Zamana ihtiyacı var Dinozor?un asla uyum sağlayamayacağını bildiğim dünyaya alışması için . Yaşamının amacı büyük adam olmak . Büyük adam olmak : acıyı yaşamak (?) . İşte sorgulanacak olan .
Bardak terliyor . Bir başucu lambasının ışığında sarı perdelerin camlarını beklediği odada elimde sayfaları artık ben kokmaya başlamış kitapla sabaha doğru bir yolculuğa çıkmışım . Yorulmuş , hem bedenim hem ruhum . Zehir yavaş yavaş damarlarımda yol alıyor . Bardak soğuk , üşütüyor .
Bir kendini sorgulayış , bir arama , kendilerini bulundukları çemberin dışına atabilmek için çırpınışın öyküsü . Sayfalar pek tabii yoruyor okuyanı eğer okuyan sayfalarda can bulmaya başlamışsa .
?Acı? dedi , ?beynin işidir . Acı , köprüdür azizim . Bir tarafta düş , öbür yanda gerçek . Ha ? Aşağısı mı ? Dehşet ? Gayya kuyusu azizim , Gayya kuyusu . Hım ? Köprüdür , köprü . Atabilir misin o köprüyü ? Atamazsın . Zor gelir biraz ??
Acı düş ile gerçeği birbirine kavuşturan köprüdür hayatlarda . Öyle ki yaşamlar bu köprü üzerinde bir o yana bir bu yana gidip gelmekle geçer . İnsan kurmuş olduğu düşleri gerçekliğe taşımak ve orada yaşamak için illa ki bu köprüyü kullanmalı . Ve gerçekte yaşadıklarının düş dünyasında yaşanmaya devam emesi için .
İnsanlar ölür , sevdiklerimiz yitip gider . Arkalarından dünyada bir bedenlik boş yer bırakırlar . Ya bizlerin dünyalarında ? Bu , bir bedenin bırakmış olduğu boşluktan çok daha farklıdır , çok daha somuttur başka bir anlamda . Gittikçe , zaman geçtikçe büyüyen , bizde yaşayan olur ölenler . Gerçekler yaşayanlardan saklanabilir , yaşayanlar çok kolay aldatılabilir ama ölüler ? Onlar daima bizlerledir . Biz yaşadığımız sürece bizde yaşayacak olanlardır .
Küçük dünyalarında , kendilerinin yarattıkları çemberlerinde ve kendilerinin de dahil olduğu bu çembere sıkışıp kalmışları anlatır Erhan BENER Yalnızlar?da . Aslında tümü yalnızdır bu çemberin üyelerinin fakat daima yalnızlıklarından sıyrılmak , bu çemberden kurtulmak umuduyla çembere dahil olarak yaşamlarını sürdürürler . Çıkmak istedikleri zamanlarda dahi aslında bilirler bir parçalarının yine bu çembere dahil olarak yaşamaları zorunda olduklarını .
?? Yaşamanın değeri neydi ? Kimi zevk almak , kimi iş yapmak demiş . Belki de dünyada yaşayan insan sayısı kadar değer ölçüsü bulunabilirdi .?
Yaşama tutunabilmek adına ona değer vermek çabasında olanlardan kahramanlarından biri : Doktor Nevzat . Her daim bir arayış içinde . Öyle ki yaşamının bir anlamı , amacı olmadığı taktirde yaşayamayacağını , yaşamasının saçma olacağını düşünen . Küçük dünyasında sıkışıp kalmış , kendince sorgulamalarda bulunan fakat asla bir sonuca varamayan . Öylesin zayıf ki yürümesi gereken yolu dahi kendi seçemeyen ve bundan ötürü yaşadıklarından ve yaşayacaklarından asla tat alamayan . Kendini acı çekmekle görevli sayan ve bu acısını hafifletmek için tek çözüm olarak uyuşmayı seçen . Ama asla varlığına son vermeyi değil .
?Ne olurda ha ? Siz , bunlar olmasa da yaşayabilirsiniz , ben yaşayamam . Benim yaşayabilmem için geçerli bir neden bulmam gerek kendime . İstemiyorum burada uyuşup gitmeyi . Paslanıp ölmeyi . Bırakın beni . Bırakın yahu . İstemiyorum . Yaşayacağım ben . Yaşamayı seviyorum . İnsanları seviyorum . Onlara yardım etmek istiyorum .Sevdiğim bir kadın var . Beni gerçekten seven bir kadın var . Eğleneceğim , dans edeceğim , güleceğim . Yaşamak hakkım değil mi benim ? İstemiyorum burada çürüyüp gitmeyi . Bırakın beni ??
Bardak terliyor . Gece usul usul sokuluyor sayfalara . Yazılanlar daha mürekkep kurumadan farklı anlamlar kazanıyor . Yazmaya başladım fakat asla tamamlanamayan mektuplar gibi . Sayfalar top top edilmiş , odanın içine dağılmış . Alıp okusan bir tanesini ? Okunacak belki tek bir kelime , tek bir cümle . Suskun , soluk benizli sayfalar masa lambasının ışığında . Boş ev , boş duvarlar , gıcırdayan döşeme , hatıralar ? Çıkıp gitmeli diyor buradan , yaşanmaz diyor burada Doktor Nevzat , yaşanmaz . Yalnızlığı bırakmadığı ölçüde yaşanmaz kılıyor hayat hatıralarının arasında. Uyuşukluğu sadece vücudunda kalmıyor geleceği de uyuşuyor . Şimdi sadece hatıralarında yaşıyor . Umutlarında ; şimdilerde çoktan tükenmiş olan . Dokunabileceğini sandığı fakat dokunamadığı mutluluklarını yeniden kuruyor hatıralarında eskiden kurduğu gibi . Sonucun ne olduğunu bile bile küçük kamarasında yaşamaktan korkmayacak kadar çaresiz hatıralarındakileri . Öldürdüklerini , arayıp bulamadığını sandıklarını , yaşadıklarını ? Üç senelik bir ömrü bir çırpıda tüketişini ve yine yalnızlığını bu havasız kamarada , ağzında acı bir tatla .
Gece yarısını geçtiği zaman saat ışıklar söner kendiliğinden . Oysa kalkıp düğmeyi çevirecek ve içeri kendisi buyur edecekti karanlığı . O vakit kendi elinde olduğunu sanacaktı bunun ama şimdi ? Çok daha güçsüz duyumsamasına neden olmadı mı bu kendini ? Pek tabii . Şimdi çok daha güçsüz , çok daha yalnız . Kendinde varolan parçası bedeninde , kuytuda bir yere sığınmış . Bu sığınışla yalnızlığının da kendisinin kapladığı oranda küçük olacağını sanarak yanılmış . Boşuna bir çabadan başka ne peki arayışı ? Bu arayış ona buldurabilecek mi yaşamının anlamını ? Yaşamak , salt yaşamak için yaşadığının farkına varamayacak kadar ahmak . Uyuşukluğu buna bir kılıf uydurmaktan başka bir amaç taşımıyor oysa .
Tümünün yaşamı aynı , salt bir amaç uğruna : yaşamak için yaşamak . Madem dünyaya gelmişler , madem buradalar o halde yaşamalı . Sorgulamak ne diye ? Hayatın içinde uyuşarak , ona asılı kalmak ortasında bir yerlerde . Yaşamak .
Bardak terliyor . Gece usul usul çekiliyor sayfalardan . Sabah dokunuyor tenine şimdi sayfaların . Sayfalar ben kokuyor .
Bir alıntıdan
?? Bitmeyen ne var ki ? Dünya da bitecek . Yıldızlar bitecek . Kıpkırmızı umudumuz , sevgi yüklü tomurcuk , sen bitmedikçe hiçbir şey bitmeyecek ! Yolun başındayız . Sen de bitmeyeceksin sevgilim ! Ne güzelsin ! Yanında güçlü erkek de olsa , araba köşeyi kıvrılırken yaptığın gibi , dön bak kapalı pencereme ! Gözlerim senin üstünde , perdeyle örtülü camın ardındayım beni görmesen de ! İnanamayacağın kadar seviyorum seni ! Yaşamım boyu enayiliğimle mutlu oldum ! Böylesini sen tattırdın bana .?
Kayıp Romanlar / Vedat TÜRKALİ
Romanları hep bitirdik sanırız son sayfasını da okuyup arka kapağı üzerlerine kapadıktan sonra . İçimizde yazılmaya başlayan devamları bizi pek ilgilendirmez . Aslında romanlar bizim yazacaklarımızın girişlerinde başka bir şey değildir .
Yaşamın içinde yaşadıklarımız ölçüsünde , düşündüklerimiz doğrultusunda ve ona kattığımız kadar varızdır . Bizim ona kattıklarımız diğer insanların yaşayacakları olacaktır . İşte salt bu amaç uğruna dahi olsa yarım kalmış olan romanları tamamlarız kimi zaman farkında olmadan , kimi zaman isteyerek .
Son cümle seslenir insana son bir kez gelip romanın dünyasına girmen için . Son bir çağrı son sayfada . Elin ürkek kaleme uzanır . Sanki sen bir cümle eklemezsen o son sayfaya son noktadan sonra roman hep eksik kalacakmış gibi hissedersin . Öyle olduğunu bilirsin bir süre sonra . Sayfaların sen onları okumadan bir anlam ifade etmeyeceğini bilirsin yazılmış olmalarından öte .
Gece kalkıp elime almadan önce kalemi işte tam olarak bunlar geziniyordu kafamın içinde . Dağınık , bölük pörçük birkaç şey karaladım kağıdın orasına burasına . Ne bekliyordum sanki kendimden ? Ne yazabilirdim bitirir bitirmez romanı , kapağını kapatır kapatmaz ? Komünist diye geçinen küçük bir burjuvanın beni ne denli öfkelendirdiğini mi yoksa içimdeki feministin kıpırdadığı hissini mi ? Aslında tümünü yazabilirdim bir şekilde , olduğu gibi . Fakat Doktor Nahit kadar halsiz hissettim kendimi , onun kadar çaresiz hissettim düşüncelerimi aktarmaya başlarken kendimi . Ne olduğu belirsiz bir tutam not ve şu an yazdığım bu son satırlar var elimde . Son nokta , son satırdan sonra yazabileceğim , benden olan son bir cümle . Çağrı yapmak adına okuyacak olanlara benim ardımdan eklemeleri için .
Gecenin içinden geçen adamlar
Admlar geçiyor gecenin içinden . Kara gecenin içinde rengarenk giyinmiş adamlar . Üşüyüp pelerinlerine sarınmışlar belli . Kumaşların birbirlerine değdiği vakit çıkarttığı sesi duyuyor kulaklarım .Önlerinde yanıp sönen ateşböcekleri . Gölgeleri düşüyor çimenlerin üzerine . Yol kumlu ; ayak sesleri zor duyulur ya da hiç duyulmaz . Taşlı olmasını mı istiyordun ? Hayır . Kalp atışım hızlanıyor . Yanımda olsalar bu kadar heyecanlandırmayacak siluetleri fakat uzaktalar . Dokunamadığım için korkuyorum . Gelmiyorlar , hatta beni görmüyorlar bile . Yalnızca uzaktan geçiyorlar adamlar . Gecenin karanlığında rengarenk giyinmiş olanlar .
Ağustos sıcağında bunaltının resmi
Ellerime bakıyorum sanki ellerim uzun zamandır benim ellerim değillermiş , başka bir yerlerdelermiş gibi . Gidip aynada yüz hatlarıma bakıyorum , sanki onlar orada değillermiş , sanki daha biraz önce , ben buraya bu aynanın karşısına geçmeden önce arsızca gelip oraya oturmuşlar gibi . Canımı sıkıyor bu yabancılaşma . Canımı sıkıyor bu kendi bedenini tanıyamama halleri .
Düşüncelerim kendi hallerinde . Sıcak havanın içinde bir yerlerde öylece asılı kalmışlar güne . Bir gün sonraya gidemeyecekler eğer rüzgar esmez ise bir ara bu gün içinde . Ağustosu kim böyle sıcakları giyinmişken görmüştü ? Kim görmüştü kızıl saçlı cadıyı tepede bu denli ihtişamlı herkese ve her şeye meydan okurkenki haliyle ?
İnsan kendini daha bir yalnız hissediyor sıcağın yarattığı sessizlikte . Herkes bir yerlerde , bir işle uğraşıyor görünümünde ama hareket yok sokaklarda günün bu saatlerinde .
Uzaklarındayım aslında şu denizdeki siyah noktaların . Şimdi sadece tahmin ediyorum onların birer insan kafası olabileceğini . Bir görünüp bir kayboluyor kimileri suyun yüzeyinde . İnsanlar serinlemek için birbirlerinin üzerine çıktıkları plajlardan , havuzlardan bıkmış olmalılar ki buralara , bu ıssız yerlere geliyorlar şimdilerde . Oysa burada ne bir iskelenin varlığından ne de susadıkları zaman bir şeyler içebilecekleri bir cafenin varlığından sözedilebilr . Nelere ihtiyaçları varsa dolduruyorlar arabalarına çoluk çocuk doluşuyorlar sessiz sakin cennetime . Oysa ben burada sessizliğin resmini yapacaktım sizin denize girdiğiniz yerde , şimdi şu hale bir bak nelerden bahsediyor fırçam .
En azından bağırışlarını duymuyorum , sadece devinim halindeler . Bir sağa bir sola bisiklet sürüyor küçük bir kız çocuğu . Ben de böyleydim diyorum içimden . Annesi izin vermiyordur uzağa gitmesine . Sınırları belli tekerleğin gidebileceği . Ondan ötesi cıs .
Çocuklar var toprakla oynayan sağda solda dağılmış . Kimisinde şort var hani şu denize girmek için kullanılanlardan bazsında ise külot . Üstleri başları batmış . Suya girmek istiyor kimisi annelerini sürüklüyorlar ama ne bilsin çocuğum annen yüzmeyi ki seni sokabilsin suya . Kadınlar buldukları koca gövdeli her ağacın altında küme küme olmuşlar yiyip içiyorlar . Dolmalar , börekler bu ağustos sıcağında gırla . Yenilmemesi gereken ne varsa orada . Korkusuzca yiyip içiyorlar , yarını düşünmeden , bedenlerine çektirdikleri eziyeti umursamadan .
Biraz zor oluyor ekranı klavyenin üzerine oturtmak ama sonunda kolumun altına alıp uzaklaşabiliyorum onların gelip oturdukları daha doğrusu işgal ettikleri cennetimden . Kim bilir nasıl bırakacaklar giderlerken arkalarında ? Bilmek istiyor muyum ya da görmek daha sonrasında , onlar gittikten sonra gelip ? Hiç sanmıyorum . Eğer bunu yaparsam tüm o çocuklara , annelerine çok daha farklı bir gözle bakarım şu an baktığımdan . Sanki daha şimdiden bakmıyor muyum o gözle ? Şimdiden düşünmüyor muyum nasıl bırakacaklarını burayı ? Biliyorum ya yine de gözün görmesi farklı etki bırakıyor insanının üzerinde .
Şimdi gidip yeni bir yer bulma zamanı mıdır kendime yoksa kendime bir yer yaratma zamanı mı ? Kararsızlığım kolumun altında sabitlediğim bilgisayarla mı çözülecek ? Bilmediklerimin tam ortasında bulduğum ilk gölgeye sığınmak istiyor bedenim . Birazdan burnum kanar diye korkuyorum . Korkum burnumun kanamasından çok şu kurumuş toprağı kırmızıya boyayacağımdan . Bir iki küçük nokta olacak başlarda geçtiğim yerlerde . Daha sonra birkaç büyük nokta halinde devam edecek bu . Bir yerden sonra ben ona müdahale ettiğimden kesilecek toprağın üzerindeki noktaların sürekliliği . Sonra kimileri gelip üzerlerine basacak bu noktaların . O andan sonra bir şey ifade etmeyecek üzeri toprakla örtülen kırmızı noktalar . Ne toprağı adam akıllı kırmızıya boyamış olabileceğim ne de başkaları benim burnumun kanamış olabileceğini anlayacaklar .