Not düşüyorum : bugün kasımın yirmi yedisi . Kasım sabahlarından herhangi birinin bu denli güzel ve dingin olabileceğini düşünmedim hiç . Sabah rüzgarının bu kadar anlayışlı olmasına ne demeli , sence o da beklenir miydi ? Saat sabahın sekiziydi henüz kara kedimizin görüldüğü noktaya vardığımda . Ama şimdi nasıl da geçti o iki buçuk saat anlayabilmiş değilim . Sahilin ıssız bir köşesinde , yanımda kağıdımın ve kalemimin bulunmasına memnun olaraktan ; denize , sabah rüzgarına , ten kokuma ve sensizliğe sığınaraktan yazıyorum . Uzakta var martılar fakat nedense gelmiyorlar yakınıma ; oysa parmaklarımın uçlarını denize dokundurmuş , denize karışıyorum usuldan . Ve neden hiçbir ses yok kulaklarımda anlayamadan öylecene duruyorum orada . Kafama esecek , çıkıp gideceğim birazdan batırdığım bu noktadan parmaklarımı . Ve aklıma estiğinde ... Ne diye bakıyorsun ? Sen burada mıydın sabahın sekizinde ? Biliyor musun sabahın o vaktini ki ... Şuradaki kadın kedisinden bahsediyor telefonda konuştuğuna . Son anda yetişmiş deniz otobüsüne . Para meselesi var dudaklarında ve keskin sigara kokusu üst başında . Birazdan üç saat olacak ... Üç saat öncesine dönsem ve duymasam kadının kedisinden bahseden sesini ... Üç saat önce ... Metin ... Bir iki saat ... Kendini iyi hissetmek ... İstanbul ... Deniz otobüsü ... Karışmak ... şşş...