''Bildiğiniz gibi dostum , ben bir yazarım . Tanrılar yüreğimi bu kutsal ateşle tutuşturmuş ; ben de kalemi elime almayı görev bildim ! Apollon'un yüce bir rahibiyim ! Yüreğimin her atışını , aldığım her soluğu ?kısaca her şeyimi esin perimin sunak taşında kurban ettim . Yazıyorum , yazıyorum , yazıyorum ? elimdeki kalemi alırsanız , ölürüm ! Söylediklerime gülüyorsunuz ! Bana inanmıyorsunuz ! Söylediklerimin doğru olduğuna , kutsal bildiğim her şey adına yemin ederim !
Ama ma chere , sizin de bildiğiniz gibi şu dünyamız sanat için kötü bir yer . Dünya büyük ve bereketli , ama bir yazar şu kocaman dünyada kendine bir yer bulamıyor ! Yazar ebedi bir yetimdir ; bir sürgün , bir günah keçisi , savunmasız bir çocuktur ! İnsanları iki sınıfa ayırıyorum ben : yazarlar ve onlara imrenenler ! İlk sınıftan olanlar yazar ; ikinci sınıftan olanlarsa kıskançlıklarından çatlar , bütün zamanlarını yazarlara karşı planlar ve kumpaslar kurmakla geçirirler . Şimdiye dek hep bu kumpasçılara yem oldum ; bundan sonra da olacağım ! Bütün yaşamımı mahvetti bunlar benim ! Kendilerine yayıncı , matbaacı gibi adlar verip yayıncılık dünyasını ele geçirdiler ; bütün güçleriyle biz yazarları mahvetmeye çalışıyorlar ! Hepsi kahrolsun !
Her neyse ? Bir zamanlar Jenya Pşikova'ya kur yapıyordum . Onu anımsıyor olmalısınız , hani şu tatlı , düş gibi , siyah saçlı kız ? şimdi komşunuz Karl İvanoviç Vanze'yle evli ( aklıma gelmişken , Almanca'da Vanze 'tahtakurusu' anlamına gelir . Ama sizden rica ederim bunu Jenya?ya söylemeyin , çok üzülür . ) . Jenya benim içimdeki yazara aşıktı . Yeteneğime benim kadar derinden inanıyordu . Umudumu taze tutmamı sağlıyordu . Ama öylesine gençti ki ! İnsanların iki kısma ayrıldığı yolunda , yukarıda sözünü ettiğim sınıflandırmayı henüz kavrayabilmiş değildi ! Bu bölünmenin geçerli olduğuna inanmıyordu ! Buna yüerketen inanmıyordu , sonra günlerden bir gün ? felaket oldu !
O sıralar Pşikovlar'ın yazlık evinde kalıyordum . Aile bana müstakbel damatları , Jenya?ya da benim gelinim gözüyle bakıyorlardı . Ben yazıyordum ? Jenya okuyordu . Ah , ne kadar iyi bir eleştirmendi , ma chere ! Aristides kadar adaletli , Cato kadar acımasızdı . Yapıtlarımı ona adıyordum . Yazdıklarımdan birini gerçekten çok beğendi . Bu yazıyı basılmış olarak görmek istedi ; bu yüzden ben de yazımı dergilerden birine gönderdim . Yazıyı gönderdiğimde temmuzun biriydi ; iki hafta boyunca bir yanıt gelmesini bekledim . Temmuzun on beşinde , Jenya'yla birlikte beklediğimiz mektup sonunda elimize geçti . Mektubu açtık ; Jenya kıpkırmızı kesildi , benimse betim benzim attı . Adresin altında şunlar yazıyordu : 'Şlendova köyü , Sayın M.B. Sizde zerre kadar yetenek yok . Ne yazdığınızı sanıyorsunuz , Tanrı bilir ! Lütfen pullarınızı ve bizim zamanımızı boş yere harcamayın ! Kendinize başka bir uğraş bulun !'
Bu tam bir saçmalıktı ? Bu mektubu yazanların bir avuç geri zekalıdan başka bir şey olmadığı açıktı .
Jenya , 'Anlıyorum ?' diye mırıldandı .
'Kahrolası ? domuzlar !' diye söylendim . Söyleyin , ma chere Yevgenya Markovna , dünyayı yazarlarla onlara imrenenler olarak ikiye ayırmam karşısında hala gülümsüyor musunuz ?
Jenya bir süre kendi kendine oturup düşündü , sonra esnedi .
'Eh ,' dedi , 'belki de gerçekten sizde hiç yetenek yoktur . Kuşkusuz onlar en iyisini bilir . Geçen yıl Fyodor Fyodoroviç bütün yazı ırmakta benimle birlikte balık avlayarak geçirmişti . Sizinse tek yaptığınız yazmak , yazmak , yazmak ! Çok sıkıcı bir şey bu !'
İşte ! Düşünebiliyor musunuz ? Ben yazarak , o okuyarak , birlikte geçirdiğimiz onca uykusuz geceden sonra ! İkimiz de kendimizi benim esin perime adamışken ! Hah !
Jenya yazdıklarımdan , bunun sonucu olarak da benden soğudu . Ayrıldık . Başka çere yoktu .''



Anton Çehov - Yeni Bulunmuş Hikayeler YKY Şubat 2003