ÖLÜYÜ ANLAMAK
Ufacık bir taş atıyorum suya . Öyle ki bu ufacık taşa bağlıyorum neyim var neyim yoksa . Arkasından
atlamayı umuyorum sonrasında , kendimi de ona bağlıyorum . Taş suyun üzerinde sekiyor ; bir , iki , üç
, dört ... Benden olan ne varsa suyun yüzeyine dağıtarak . İyi bağlayamamışım demek . Aklıma geliyor
Orhan Veli'nin cesedi , ağlayan tabutu . Gözlerim acıyor şimdi . Ölü bedenimden sızan kan ellerimde ,
kurumak üzere . Bıraksam ... Şimdi zamanıdır gömülmenin sulara . Peki ya ciğerlerimdeki hava ?
Ölümü temiz olmalı insanın , bırakmamalı arkasından iz bedeninden . Yalnız bir iki satır hatırlamak
isteyene , arama zahmetine girene . Okudukça başa dönmekten korkacağı , korktukça bir an önce
bitirip kurtulmak için daha hızlı okuyacağı . Suya gömülen , bulunamayacak olan beni gömdüğüm
satırlarımda ilerleyen insanlara . Yalnızca bir kereye mahsus okumalardan başkası olmayacak bu ; bir
kere ve ...
Anlaşılmayacak ne var bunda ? Bedenimi görmek ne ifade ederdi peki sana bu satırlardakileri
anlayamıyorsan ? Ya da nasıl anlayabileceğini bildiğim halde konuşamıyorsam senin dilinden ,
sığınamıyorsam oralara benim için ne değişirdi sana görünmek kanlı canlı ? Seninki sadece alışkanlıktı ;
söylenmesi gerektiği için söylenen , yapılması gerektiği için yapılan ve dudaklar sadece öpülmesi
gerektiği için öpülen . Nefes alıp almaması arasında bir fark yokken nasıl olur da anlayabileceğini ,
anlaşılabileceğini düşünür insan ?
This entry was posted on 16:15
and is filed under
Kişisel
.
You can follow any responses to this entry through
the RSS 2.0 feed.
You can leave a response,
or trackback from your own site.
0 çentik:
Yorum Gönder