Güneşle Dans
'Her günkü gibi.. Yalnız, sıradan ama kendini önemli sanan, yere sağlam adımlar basan, ıslak gözlü, tuhaf, yalnız, yarımdı. O olmayan yarısı, ah o uslanmaz kaçak, neredeydi, kiminleydi, kim bilirdi..
Sokakları arşınlamak, taş yolları hissetmek adımlarında, İstanbul'u koklamak.. Mutlu ve eski ahşap evlerden yükselen naftalin kokusunu doldurmak genzine, annesinin yaptığı vişne reçellerini hatırlamak.. Kiraz.. Kiraz kokusu, kiraz tadı, özledikleri.. Artık sahteydi her şey, her şeyin kırmızılığı altında bir yalancılık gizliydi..
Yüzü, bembeyazdı.. Bir damla boya, bir damla yalan yoktu gözlerinde. Saçlarının uzunluğu sırdı; toplamıştı sımsıkı.. Siyah hırkası, siyah eteği, siyah pabuçları vardı.. Siyah pabuçları o taş yollara hayrandı..
Yürümek.. Aşkı aramak yollarda, aşka dokunmak, kokusunu doldurmak ciğerlerinin içine.. Ne güzel, ne yok bir masaldı..
Kendi dünyasıydı kendi içinde, zifiri bir boşlukta dönüp duran. Evrenin bütün karanlıkları arasında yalnızdı, yarımdı..
...
Bir köşe başında, geceyi ve gündüzü, ve mevsimleri oluşturmak için dönerken; durdu. Durdu o an vakit; akrep, yelkovan, adımlar, yalanlar, yokluk ve boşluk, dünyayla birlikte durdu.
Donmak..Aşkı aramak yollarda, bulmak..
Gel dedi. Gök çekildi o an o ikisi arasından. Karadeliklerden geçildi, kavuşuldu.
...
Sarı uzun saçları, uzun boyu, güzel, sihirli elleri ve bir eşi daha olmayan o yüzü, içinden çıkan ışıktan görülmüyordu.
Neydi bu, kimdi..
...
Aşkı aramak, bulmak, aşka dokunmak..Bir eli elini tutuyor, diğeriyle gitme diye yalvarıyordu..
Aşkı aramak, bulmak, aşka dokunmak, kokusunu doldurmak ciğerlerine.. Omuzlarındaki, tenindeki kokusu, o tazelik, o enfes tat her bir nefeste..
Aşk, buydu işte..
...
Kimdi, neydi.. Nasıl çıkmıştı karşısına.. Nasıl olabiliyordu ikisinin bu tekilliği.. Adımları aynı anda hızlanıyor, yavaşlıyor, büyüyor, aynı anda değişiyor, aynı şarkıyı söylüyorlardı..
...
Tutku, acı, çaresizlik, yenilmezlik, savaş, düğün, siyah, beyaz... Beyazlı adamla siyahlı kadın aynı renk giyinmişlerdi.
Tutku, acı, mutluluk, hırs, bir savaş, iki galibiyet; yenilmezlik, aşk.. Kadın teslim olmuştu, ama başı dik, omuzları geride, bir orduya hükmeder gibi gururluydu hala. Ellerinden biri adamın eliyle kelepçeliydi, diğeri bir dost gibi sırtına dayanmış.. Adam incitmiyordu kadındaki hiçbir şeyi. Bir eliyle elini kelepçelemiş, diğeriyle belini kavramıştı eğilmesin, boyun eğmesin diye sanki..
Dönüyorlardı. Semazenlerin o asil, o aşık mükemmelliklerini taklit ederek..
Kadın biraz uzaklaşsa buz kesecekti her yanı, biraz daha yaklaşsa kül olacaktı; yanıyordu zaten elleri..
Aşka dokunmak, alevleri avcunda tutmak..
Omzuna alışmaya çalışıyordu bir eli, geziniyordu taze kiraz kokuları üstünde, diğeri adamınkiyle kelepçeliydi.
Dönüyordu kadın. Bir ateşti adam. Pervaneydi kadın, dönüyordu.
Adamın sarı uzun saçları, güzel sihirli elleri ve eşsiz yüzü, içinden çıkan ışıkla alev alev yanıyor, her şeyi, her hücresi, saçlarının rengine bürünüyordu. Kadın şimdi bembeyazdı ve dönüyordu. İkisi birlikte taptaze bir papatya resmi yapıyordu. İkisi birlikte birazcık da papatya kokuyordu.
Kadın yere bastığı her adımda duruyor, kendini adama bağlandığı yerden koparıyor, seviyor, sevmiyor oynuyordu. Adam farkına bile varmıyordu. Her seviyor çıktığında, o tazecik papatyaya bir yaprak daha ekleniyordu kadının bir adımıyla. Ve sevmiyor çıktığı bir anda müzik sustu..
...
Durdular. Kadının kelepçeleri çözüldü. Adam ellerini ve büyülerini geri aldı birer parça da kadına bırakarak. Kokusunun tamamını onun düşlerine terk etti. Sonra gülümsedi kadın, sonra gülümsedi adam. Teşekkür ettiler bu anları yaşadıklar için birbirlerine, ve geri kalan her şeye. Son anıydı bu cennetin. Farkındaydı, son bir nefes aldı kadın. "İsminiz?" dedi, "Güneş" dedi adam.
...
Güneşle dans.. Yaşamla, ölümle, her şeyle..Güneşle dans.. Güneşti adam.. Yani ışık, yani ateş, yani yangın; yokluk, varlık, hayat, ölüm, yani her şey, gün demekti, günaydındı.. Şafaktaki renk, guruptaki tat, gökkuşağı..
...
"Memnun oldum" dedi kadın, adamın umurunda olmadı. Uzun saçlarını ve varlığını topladı, "Hoşçakalın" dedi, gitti..
Karadeliklerden geçildi, gök yerine konuldu, başlanılan yere dönüldü. Gezegenlerin hepsi güneşin etrafında dönüyor, aşk yalnız dünyada yaşıyordu..
...
Peki şimdi papatyalar kuruyacaklar mıydı, solacaklar mıydı, seviyorlar mıydı güneş ve uzun saçları?
...
Hiçbir zamanki gibiydi artık. Aynı o zamanki gibi karmaşıktı duyguları. Tutku, acı, çaresizlik, mutluluk, savaş.. Galibi, kimdi? Ya aşk.. Onu aramak, bulmak, aşka dokunmak, kokusunu doldurmak ciğerlerine.. Ne güzel, ne bitmiş bir masaldı artık..
Tekrar arasa bulur muydu.. Dokunabilir miydi yeniden, bu kez görebilir miydi yüzünü, saçlarını, gözleri ne renk seçebilir miydi.. Seviyor mu sevmiyor mu bilebilir miydi..
Kimdi, neydi güneş olmaktan başka..
Gel dese yine, gelir miydi.. Gök izin verir miydi kavuşmalarına..
...
Kendi dünyasıydı kendi içinde. Zifiri boşlukta dönüp duruyordu bir damla güneş uğruna.. Biraz yaklaşsa kül olacak, biraz daha uzaklaşsa donacaktı..
Öyleyse dünya dünya olmasındı artık. Güneş güneş olmasındı. Gerekirse papatyalar susuz kalsın, kurusundu. Bitmesindi bu tango. O gülümsemeler yüzlerinde sonsuza dek dursundu. Kara deliklerden geçilsin, kavuşulsundu..
...
Üzerinde hala enfes kokuların dolaştığı elleriyle bir mektup yazdı kadın gel diyebilmek için.
Adamın adresi kayıp.'
Belgin Ayhan
This entry was posted on 18:47
and is filed under
Alıntılar
.
You can follow any responses to this entry through
the RSS 2.0 feed.
You can leave a response,
or trackback from your own site.
0 çentik:
Yorum Gönder